ACCIO Hogwarts-Rpg !
Yönetim
Başlarken
Pano
Kullanıcı Değiştir:
K.Adı:
Şifre:
Paylaş|

Tembih ~ Barthélemy Ailesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Auguste Marcel Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 16

MesajKonu: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 27.09.16 1:01


Tarih: Temmuz 1970, Akşam Saatleri.
Yer: Barthélemy Malikanesi yemek odası.
Konu: Bakanlıktaki savaş sonrası Nicolas Dylan Barthélemy(NPC) çocuklara Hogwarts'ta karşılaşacakları durumları anlatmak ve onları hazırlıklı olmaları için uyarmak ister. Bu yüzden ailenin tüm üyelerinin akşam yemeğinde bulunması gerekmektedir ancak ablaları Lara etrafta yoktur.  


~Karakterler~

xxx

Hèïra yavrum, kim o çocuk tanıştır bize bi ara.








Mr. Steal your girl.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t2214-your-master-marcel
Valéria Éloïse Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 13

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 28.09.16 22:25

Boynumdaki ağrıyla gözlerimi araladım. Odamda olmayı bekliyordum ama benim yatağım kesinlikle bu kadar rahatsız değildi. Gözlerim iyice açılırken bulanıklık da azalmaya başladı ve nerede olduğumu kavradım.  Lara’nın odasıydı burası. Ensemi ovuşturarak doğruldum. Ben ne ara buraya gelmiş de uyuyakalmıştım acaba? Hiç hatırlamıyordum. Ensemi tutmadığım elimle gözlerimi ovuşturarak ayağa kalktım. Odanın perdeleri sonuna kadar kapalıydı. Pencere kenarına yürüyüp perdeleri kenara çekiştirince yıldızlı gökyüzü ortaya çıktı. Saat kaçtı peki?

Ayaklarımı sürükleyerek kapıya ilerledim ve odadan çıktım. Lavaboya girerken aynı zamanda bir tarafları ters dönmüş tişörtümü düzeltiyordum. Yüzümü yıkadıktan sonra karışmış saçlarıma yüzümü buruşturarak baktım. Biraz bakımlı olmam gerekiyordu. Tatilin ve şu son olayların bitişinin şerefine sabah akşam uyuyordum haftalardır ama artık uyumaktan sıkılmıştım. Evet. Ben. Uyumaktan sıkılmıştım. Buruşturduğum yüzümü bir kez de böyle yapınca ne kadar çirkin olduğumu fark ederek buruşturdum. Gözlerimi hızla kendimden çekip kapıya çevirdim ve bacaklarımı adım atmaya zorladım. Ölü gibi hissediyordum kendimi. Biraz daha mı uyumam gerekiyordu acaba? Anlayamadım.

Merdivenlerden inerken bileğimi sıkan tokayı çekiştirdim ve hızla saçımı dağınık bir at kuyruğu yaptım. Alt kata indiğimde mutfaktan gelen seslerle yönümü oraya çevirdim. Oysaki salondaki koltuk beni daha çok çekiyordu kendine. Karşımdaki uçuşan tavaları ve ortalarındaki babamı görmemle sırıtmam bir oldu. “Günaydın.” dedim uykulu sesimle.

“Akşam yemeği yapıyorum.” dedi babam saatin kaç olduğunu söylemek istercesine. Omuz silkip kenardaki bir sandalyeye oturdum. “Herkes nerede?” dedim mutfağa göz gezdirerek. O sırada içeri dans eden küçük kardeşim girdi. Bir şarkı söylediğini duyunca kaşlarımı kaldırdım. “Bu saatte bu neyin neşesi?” dedim bıkkınca. Bir dakika saat kaçtı ya? Ha… Akşam yemeği. Zoé’nin bana cevap vermesine fırsat kalmadan kafamı başka yöne çevirdim, böylece sorduğum sorunun saçmalığını da fark ettirmemiş olacaktım. Bu bıcırık dalga geçerse de kafasına bir tane geçirirdim zaten, sorun yok. Sorun Marcel’in bir yerden fırlamasıydı. Yukarıda görememiştim, e burada da yoktu. Dışarıda herhalde, dedi zeki aklım. “Baba.” dedim babamın dikkatini çekmek için. O sırada masada gördüğüm salatalıklardan birini kemirmeye başladım. “Marcel otlanmaya mı gitti?” dedim ve soktuğum lafla sırıtmaya başladım. Hani otlanmak, öküz. Öküzler otlanır falan. He anladınız.

Babamın kendini gülmemeye zorlayıp attığı kızgın bakışları görünce elimi suçsuzum dermiş gibi kaldırdım ve "Tamam, tamam." dedim. "Şakaydı."   Kardeşler arasında olur böyle şakalar. Hehe.

Uykulu halimle düşüncelerim bile yavaş be. Şu an kendimden sıkıldım. Ne yapsam ki? Oturduğum sandalyeden kalktım ve ellerimi çırpıp Zoé'yle babamın dikkatini kendime çektim. "Hadi yiyelim artık, ölüyorum açlıktan!" diye bağırdım ikisine. Aslında aç değildim de, bağırınca bir dinçlik gelmişti içime. Oh, şimdi oldu. O neydi öyle baygın baygın, sıkıcı sıkıcı düşünceler falan. Yaşlı gibi hissettim kendimi. Yaşlı benim ablamdır be. Ablam demişken, Lara nerede?







Spoiler:
 


En son Valéria Éloïse Barthélemy tarafından 02.10.16 22:46 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Auguste Marcel Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 16

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 28.09.16 23:39


Süpürgemin üstünde 360 derece dönüp bana doğru gelen bir küreden kaçtım ve önümdeki küçük topu yakalamak için elimi uzattım. Arkamdan Archie'in "VAY BE!" diye bağırdığını duyduğumda yüzümde bir gülümseme oluştu. Bacaklarımın arasındaki süpürgeyi bacaklarımla iyice yakalayıp kendimi doğruttum ve Snitch'i sağ elimle kavradım.

Yakaladığım için Snitch'i kaldırıp arkamdaki iki arkadaşım görsün diye havaya kaldırdım. Demin bana çarpmasın diye kaçtığım topu havada yakalayan Shawn gülerek "Baya formundasın bakıyorum!" dedi ve topu hemen bana doğru fırlattı. Bu Bludger'lar bizim okulda kullandığımız gibi uçmadıkları için attığı topu yakalayıp tekrar ona fırlattım. Sonra da üçümüz de süpürgelerimizden indik. Öğleden beri boş arsada Quidditch çalışıyorduk ve saymadığım kadar Snitch yakalamam gerekmişti. Bu Snitch, Slytherin Quidditch takımına seçildiğimde bana aldığı eski püskü bir Snitch olmasına rağmen hala yaz tatillerinde onunla antreman yapıyordum.

Shawn komşumuzun oğluydu. Benden 2 yaş büyüktü ve bu sene Ravenclaw'dan mezun olmuştu. Ravenclaw Quidditch takımında vuruculuk yaptığı için bir çok kere karşıma geldi ve aynı şekilde bir çok kez yaralanmama sebebiyet verdi. Eskiden beri kafasına koyduğu işi duygularınıı karıştırmadan yapmasını takdir etmişimdir. Şimdi de bir seherbaz olma yolunda ilerliyor.
Archie ise okuldan tanıştığım bir Hufflepuff'lıydı. 2 sene önce Hogwarts'tan 3 senedir sınıfta kaldığı için atılmıştı. Gene de bizle bağını koparmamıştı. Kimse onun bir şeye sap olamayacağını düşünürdü. Şimdi Bağıran Baraka'da çalışıyor. Parasını çıkarıyor neyse ki.

"Bu sezon ben yokum, Slytherin'e kupayı kazandırırsın artık." diyerek sırtıma vurdu Shawn. Snitch'i cebime koyduktan sonra kolumu omzuna attım. "Sensiz nasıl geçecek bilmiyorum." dedim mutsuzluğumu belli edecek bir biçime.
"Şu Flanagan ile takılırsın işte." dedi Archie. Nico'yu pek sevmiyorlardı.
"Büyük ihtimalle." diye cevap verdim. Shawn da Archie de Nicholas hakkında yorum yapmamayı tercih ettiler. Tüm yaz tatilini Shawn ile geçirdiğim için neredeyse birbirimize anlatacak bir şeyimiz yoktu. Archie ise sadece haftasonları çalışmadığında bizimleydi. Onun anlatacakları oluyordu. Archie'ye veda edip Shawn'la bizim mahalleye kadar süpürgelerimizle uçtuk. Yerde ablamı görünce arkadaşıma elim ile işaret edip indim Lara'nın yanına.

"Hey fıstık!" dedim yavşak gibi.
Bir şeyden kaçıyor gibi görünen ablam beni duyduğu gibi irkildi. Ben olduğumu fark edince vurmak için koştu yanıma. Elini yumruk yapıp avcunun içiyle vurduğu için acıtamıyordu. "Marcel! Ödüm koptu salak!"
Kıkırdadım "Nereye gidiyorsun?" dedim kolumla kendimi korumaya çalışarak.
Ablamın gözleri arkama inen Shawn'a kitlense de bana "Sana ne çığıtkan kafalı!" diye bir cevap vermeyi ihmal etmedi. Shawn'ın eskiden beri ablama abayı yakmış durumda olduğunu bildiğim için sorun etmedim aralarındaki bakışmayı. Shawn'a güvenirim. Ablamla birlikte olmasında bir sorun görmüyorum da, Lara kezbanlık yapıyor.
"Babam sorarsa beni görmedin." dedikten sonra koştur koştur yoluna devam etti.
Tek kaşımı kaldırıp baktım peşinden. "Shawn." dedikten sonra tekrar çocuğa döndüm. "Evde acil bir işin yoksa Lara'yı kontrol eder misin? Babam akşam yemeği çok önemli demişti."
Shawn "Ayıpsın." dedi sadece. Sonra da süpürgesini bana uzattı. "Bunu bizim eve götürürsün. Lara'ya bir şey olmasına izin vermeyeceğimi biliyorsun."
"Biliyorum." dedim ve aldım elinden süpürgeyi. Ablamı bir seherbazın güvenliğine bırakmak içimi rahat ettirmişti.

Shawn'ın süpürgesini onların bahçesine bırakıp bizim malikaneye geçtim elimden gelen en hızlı şekilde. Süpürgeyi garaja atıp eve girdiğimde babam, Zoé ve Valéria masadaydı bile! Valéria açlıktan öldüğünü ve yemek yemek istediğini söylüyordu. "Hop hop! Baba masaya oturmuş bu! Mama kabı dışarıda değil miydi?" diyerek daldım içeriye. Babamdan gelen pis bakışlardan sonra da "Ne? Eminim ki ben gelmeden önce arkamdan bir sürü şey demiştir!" diye ekledim. Masaya doğru gidip babamı yanağından öptüm. Sonra da sıradan ilerleyerek Zoé'nin kafasını okşayıp öptüm ve Valéria'nın da kafasına pıt diye vurdum. "Hèïra ve Lara nerede? Neyse ben ellerimi yıkayıp geliyorum." dedikten sonra da hızlı adımlarla tuvalete doğru ilerledim.








Mr. Steal your girl.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t2214-your-master-marcel
Hèïra Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 0

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 30.09.16 17:30

Havanın biraz kararmasıyla saatine bakması bir oldu. Gümüş saatine iyice baktıktan sonra bugün ailecek akşam yemeği yiyecekleri aklına gelmesiyle yerdeki birayı, eliyle kavradığı gibi malikanenin yolunu tuttan sarışın cadı çok geçmeden malikaneye girebilmeyi başardı. Kendisi dışında bazı aile üyelerinin çoktan hazırlanmış olduğunu gören Hèïra elindeki biradan birkaç yudum aldıktan sonra sevgili aile üyelerine selam vermek için sadece elini kaldırdı. Bugünün anlam ve önemini sabah söylemişlerdi ama genç cadı, kadar umursamazdı ki; sadece elindeki biraya odaklanmış ve alem yapmanın derdinde gibi gözükürken. Kuzenlerine bakarak gülümsedi. Güzel dudaklarını Marcel'e bakarak kıvırmıştı. Bunun amacı umursamazlığın yanı sıra sevginin de vermiş olduğu bir şeydi. Güzel, düz sarı saçları birkaç gün dışarıda olduğu için kirlenmişti. Saçlarının içinden neredeyse patlamış mısır çıkacaktı. Gözüne sürmüş olduğu göz kalemi akmakla kalmamış, yanaklarını kaplamış durumdaydı. Botları çamur içinde kalmış ve üzerindeki iğrenç alkol kokusu bütün malikaneyi sarmıştı. Elindeki bira şişesini amcasına uzattıktan sonra kafasını kaşıyarak yukarıya çıktı.


Görkemli malikanenin, ahşap tarihi merdivenlerinden hızlı hızlı yukarıya çıktı ve duşa girdi. Üzerinden çıkan kiri iyice temizledikten sonra güzel sarı saçlarını iyice şampuanladıktan sonra su ile iyice duruladı. Daha sonra havluya sarıldı ve odasına doğru yönlendi. Dolabını açtı ve askılarına asılı olan birkaç elbiseyi çıkardı ve aynanın karşısına geçerek, elbiseleri üzerine tuttu. Bu bir aile yemeğiydi ve her şeyden önemliydi. Saçlarını kuruttuktan sonra şekil verdi. Yavaş yavaş merdivenlerden aşağıya indi. Marcel'e baktı ve dudaklarını araladı. "Buradayım Marcel, gördüğün gibi yetiştim."  Dedi kendinden oldukça emin bir şekilde. Marcel'in etrafında bir tur attıktan sonra Éloïse'un yanına gitti ve yanağına bir buse kondurdu. Yavaş bir şekilde eğildi ve kulağına bir şeyler söyledi. "Bugün burada olma amacımız neydi? Ve bu üzerimdeki kıyafet de nedir? Ne zaman giydim ben bunları?" Soru üzerine soru sormaya devam eden cadının ne yaptığından hiç haberi yokmuş gibiydi. Güzel, mavi gözleriyle etrafa iyice baktı ve halinden memnunmuş gibi davranmaya çalıştı. Bir an önce bitsin, şu lanet yemek! Diye geçirdi içinden.

"Bekleyeceğimiz başka aile üyeleri var mı? Çünkü ben çok acıktım. Ve biraz önce masaya yumulmak istiyorum." Bu kadar Barthélemy bir yemek için yeterliydi. En azından sarışın cadı bu şekilde düşünüyordu. Lara ve bazı aile üyeleri etrafta gözükmüyordu. Ve bu ailenin onuru için hiç hoş karşılanacak bir şey değildi. En azından Hèïra  Barthélemy, bu şekilde düşünüyordu.






saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak dedim
hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zoé Ambre Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 0

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 02.10.16 20:16



  
Ellerimi ovuşturarak malikaneye girdim. Burnuma dolan yemek kokusu ile tebessüm ettim ve dans ederek mutfağa girdim. Teker teker yemeklere bakacakken Valéria'nın babamla konuşmayı bırakıp bana enerjiyle ilgili bir şeyler dediğini işittim ama anlamadım. Ne dediğini soracakken Valéria önüne dönünce omuz silktim ve bende önüme döndüm.  Enerji? Nasıl enerjik olabilirim ki?
  
Sabah erken saatlerde evden çıktıktan sonra yürürken dalmışım. Peki ne oldu? Hiç bilmediğim yerlere geldim. Yolu sorarak tanıdık yerlere geldiğimde birde üstüne köpek kovaladı. Yine kaybolduğum için kendime söverken yolu bulduğumu sanıp daha kötü kayboldum. Yaşlı bir amcaya yolu sordum. Evden iyice uzaklaştırdı beni. Başka birine yolu sordum. Ters yöne gittiğimi söyleyince sinirden duvara tekme attım ama olan benim ayağıma oldu.  Sonunda bu saatte eve dönünce mutluluktan gözlerim yaşardı. Enerjik olmam tabi ki normal.
 
Her şey hazır olunca gülümsedim ve masaya oturdum. Ama ailenin tüm üyeleri burada olmadığı için yemek yiyemedim. Valéria oturduktan sonra biraz sohbet ettik. 15 dakikayı böyle geçirdik. Sonra Valéria açlıktan öldüğünü söylerken Marcel içeri girdi. Valéria'ya laf attıktan sonra babamın sinirli bakışlarıyla karşılaştı ve bir şeyler dedi ama duymadım. Çünkü çok açım ve kısa zamanda yemek yemezsem midem yok olacak. 
 
Bir süre sadece tabağa odaklanmaya karar verdim. Derin bir iç çekip arkamdaki ayak sesini dinledim. Kafam okşanıp öpüldüğünde bunun Marcel olduğunu anladım. Evde ondan başka kimse bunu yapmazdı. O öpüp sarılarak bana sevgisini gösterirken, Valéria enseme vurup çelme takarak sevgisini gösteriyor. Ne kadar uyumlu ikizler.
  
Marcel, Hèïra ve Lara'nın nerde olduğunu sorup ellerini yıkamaya giderken, ben daha fazla dayanamayıp masadan kalktım. Koltuğa oturduktan sonra gözlerimi kapadım ve arkama yaslanarak küçük bir şekerleme yaptım. Çok sürmeden burnuma dolan içki kokusuyla uyandım ve yüzümü buruşturdum. Kapıya doğru döndüm. Merdivenlerden gelen ayak seslerini duyunca derin bir iç çekip önüme döndüm. Hèïra gelmiş olmalıydı. Tekrar gözlerimi kapattım ve odada olanlara seslendim.''Beni herkes burada olduğunda uyandırırsınız!''  dedim ve bir şey demelerini beklemeden tekrardan kendimi uykuya teslim ettim.







Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Valéria Éloïse Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 13

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 03.10.16 0:23

Ben sandalyenin üzerine çıkmış bağırırken korktuğum şey başıma geldi ve ikiz kardeşim arkamdaki kapıdan mutfağa girerek bana bir laf soktu. Ben bana hayvan muamelesi yaptığı lafına cevap bulmaya çalışırken babama dediği lafı duydum ve sandalyeden inmeden konuşmaya başladım. Sandalyeden inmememin nedeni ise ondan kısa kalıp beni ezmesine fırsat vermemekti. Düşünüyorum bunları oğlum! "İşim gücüm yok, sana laf atmakla uğraşacağım." dedim. Tamam, yalan. İşim gücüm yok Marcel'e laf atmakla uğraşıyorum ama bunu ne zaman kabul ettim ben? Asla.

Marcel babamı yanağından öpüp kardeşimin de kafasını okşadıktan sonra bana vurdu. Ardından da sorusuna cevap bile beklemeden yukarı çıkmaya başladı. "Azkaban'a kadar yolun var!" diye bağırdım arkasından. O sırada Héïra gelmişti yanımıza. Marcel'in cevap beklemediği sorusuna burda olduğunu söyledikten sonra yanıma gelip yanağımdan öptü. "Bazıları bana sevgi gösteriyor işte!" diye bağırdım tekrardan boşluğa doğru. Dinleyen bile yoktu ki beni. Marcel yukarı çıkmış, babam yemek yapmaya çalışıyordu, Zoé de uyumaya gitmişti. Zoé'nin bu seçiminden dolayı alnına bir tane öpücük kondurmayı aklıma not ettim. Aferin, iyi seçim yapmıştı bıcırık.

"Gerçekten en yanlış kişiye soruyorsun kuzen." dedim kulağıma fısıldayan Héïra'ya. Benim hangi günde olduğumuzdan bile haberim yoktu ki, ne bileyim yemekte ne konuşacağımızı. Ardından Zoé de bize herkes geldiğinde onu uyandırmamızı söyledi. Şöyle bi düşününce, herkes neredeydi ya? Evde yaşayan sayısı fazla olunca tabi eksik kişileri de hemen çıkaramıyorsun.

Sayın Babam
Marcel
Héira
Zoé
Ben

Sadece Lara yoktu yani. Ah pardon, Lara ve Nys.

Mantıken, bu bir aile yemeğiydi ve Nevissa da aileden olmadığı için bu yemeğe katılma zorunluluğu yoktu -ki zorunluluk diye bir şey var mı onu da bilmiyorum, herkesin gelmesini beklediğimize göre aile yemeği yapıyoruz herhalde- ama biz her zaman böyle toplanmalar yapmazdık o yüzden babam, Nys'in de duymasını isteyebilirdi. Önemli bir şey gibi duruyordu. Lara ise nerede hiçbir fikrim yok. Zaten onun odasında uyandım, onun nedenini bile bilmiyorum.

Daha yemeğe oturmamıza zaman olduğunu anlayınca kurulduğum sandalyeden kalktım ve arka bahçeye yürümeye başladım. "Ben dışarıdayım." dedim aynı zamanda babama. Nevissa'nın bizde kalması ev içinde üzerime ayrı bir sorumluluk katıyordu ve bu bazen hoşuma gitmiyordu. Zaten kendim bile evde bir sorun çıkarma makinesi olarak gezerken, yanıma davranışlarını kontrol edemeyeceğim birisini daha eklemiştim. Birine yardım ediyordum evet ama bazen kendimi de suçlu hissediyordum babama karşı. O bizi düzgün eğitmek ve mutlu bir hayat geçirmemizi sağlamak için uğraşıyordu ve ben onu yalnız bırakıyor, hatta üzerine 2 kat sorun açıyordum. O yüzden Nys'i bahçede bulmayı umuyordum. Ama beklentimi hiç de karşılamayacak şekilde, bahçe bomboştu.

Oflayarak çıplak ayaklarımla çimlere bastım. Niye herkes bir yerlere gidiyordu? Niye herkes bir yerlere giderken ben evde uyuyordum? Niye herkesin bir yerlere gidecek arkadaşı vardı? Sanki sorularımın arasında cevabı da gizli değilmiş gibi kollarımı birleştirdim ve homurdandım. Yalnızdım. Ama bunu kabul etmek istemiyordum. Kendi seçimim değildi çünkü bu. İnsanlarla konuşuyordum falan ama... Başka bir şeye ihtiyacım vardı ya. Konuşacağım değil değer vereceğim biri. Marcel'e veya Zoé'ye verdiğim değer gibi de değil ama. Daha farklı, daha özel... Yalnızlığımı giderecek biri istiyordum. Ve bunu istediğimi bile şu anda fark ediyordum.

Tekrardan oflayarak olduğum yere çömeldim. "Sen daha kendini bile bilmiyorsun, kime değer vereceksin?" diye mırıldandım. Bunu düşünmem saçmalık, "değer vermek" deyişim de ayrı bir saçmalıktı. Daha aşk kelimesini bile ağzıma alamıyorken gelmiş neler düşünüyorum.

Ben aşka inanmayı, annem olması gereken kadın babamı bir kere bile düşünmeye gerek duymadan terk ettiğinde bırakmıştım. İlk başlarda ne kadar kötü kalpli biri olduğunu bilmiyordum tabi, hala o kadına anne sıfatını yerleştirebiliyordum. Ama her geçen yıl daha fazla yüzleştim gerçeklerle. Her yıl onu biraz daha silerek sonunda onun hakkında hiçbir şey bırakmadım geriye. Bazı şeyler var yok edemediğim, bize bıraktığı genler gibi. Onları da kullanmıyorum. Hatta elimde olsa ona benzer yaşamamak için gider intihar ederim ama hayatım onun bana bıraktıklarından daha önemli. Lara mesela, çok akıllı bir seçim yaparak saçlarını koyu renge boyadı. O güzel beyaz saçlarını sakladı. Ben Yarı-Veela'lığımı kullanmıyorum. Onun gibi kötü bir kadın sanılmak istemediğim için. İnsanları kontrolleri dışında bir şeylere sürüklememek için. Veya bana küçükken anlattığı ne varsa inanmıyorum artık. Uygulamıyorum. Onun düşünce tarzını istemediğim için. Onun yaptıklarını yapmamak için. Ama ben Lara'nın yaptığı gibi de her şeyi saklamıyorum en derine. Çünkü bu bir gerçek. Biyolojik olarak annemiz olan kadın bizi, babamızı nedensiz yere terk etti. Gerçekten hiçbir neden yok onun bu davranışını açıklayabilecek, haklı kılacak. Ve ne yapmış olursa olsun, ondan nefret de etsem, o benim annem. Ve bu gerçeği saklayamam. O yüzden saçlarımı boyamıyor veya saklamıyorum. Annemi hatırlıyorum. Aynaya baktığım her gün onun gibi olmamam gerektiğini hatırlatıyorum kendime.

Zoé neden boyamıyor saçlarını bilmiyorum. Büyük ihtimalle bunları düşünmüyordur daha.   Herkes Zoé'yi olduğundan daha küçük gördüğüm için eleştiriyor beni ama kimse anlamıyor o 1 yılın ne demek olduğunu. 1 yılda insan çok şey yaşıyor. 1 yılda çok değişiyor. Çok gelişiyor. Gerçekten insan 1 yılda tahmin edemeyeceği durumlara düşebiliyor, kendini tahmin edemeyeceği bir halde bulabiliyor. En büyük korkularımdan birisi de bu işte. 1 yıl sonra nerede olacağım? Acaba... 1 yıl sonra nerede, ne yapıyor olacağım ben?







Spoiler:
 


En son Valéria Éloïse Barthélemy tarafından 03.10.16 17:25 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Auguste Marcel Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 16

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 03.10.16 12:45


Hèira ile merdivende karşılaştık. Yetiştiğini burada olduğunu söyledi. Kan toplamış gözlerine bakarak gülümsedim pis pis. "Hıı..." diye bir ses çıkardıktan sonra merdivenleri tırmanmaya başladım. Elimi yıkayıp yemeğe inecektim ama yerlere bir baktım her yer ıslanmış. Biri yeni yıkanmış sanırım. İçeriye "ÇIKARKEN SİLİN ŞURALARI!" diye bağırarak ayağımla yerdeki bezi ıslaklıkların üstüne sürdüm. Dört kızla yaşamanın en kötü yanı her yanı kıl yapıyorlar. Şu an küvete bakmak bile istemiyorum. Yapan temizlesin şunları ben asamı bile oynatmayacağım. Ellerimi yıkadıktan sonra aşağı indim. Lara dışında herkes vardı. Vardı ama ne vardı... Zoé içeride koltukta uyuyor, Valéria da dışarı çıkıyordu. Babamın sinirle gözlerini ovuşturduğunu gördüm. Kızlara sözünü geçiremiyordu. Gene benim başıma patlayacaktı. Babam evdeki kızlara pek bir şey dememesine rağmen bana çok emir verirdi. "Hèïra, tam bir iyi örneksin. Baksana hiç biri senin gibi değer vermiyor bu yemeğe." dedim alay edercesine. Hem kızların masada olmamasıyla, hem de Hèïra'nın masada oturacak son kişi olmasıyla dalga geçmiştim. Babamın yanındaki sandalyeyi çekip oturacaktım ki babam sertçe "Marcel!" dedi. Öylece kalıp baktım babama. "Kızlar gelmeden oturmayacaksın masaya değil mi?" diye devam etti lafına. Asası ile yemekleri getiriyordu bu sırada.

Derin bir nefes alıp boyun eğdim sevmediğim bu adama. "Ben onları çağırayım." dedikten sonra çektiğim sandalyeyi geri ittirdim. Koltukta yatan Zoé'ye gittim ilk. Koltuğa tekme attıktan sonra "Kalk hadi masaya geç patates torbası!" dedim en aksi halimle. Sonra da zavallı kızın üstüne oturdum! Üstüne oturan bir abi olunca uyuyamazsın doğal olarak. Tüm uyku sersemliği ile beni üstünden ittirmeye çalışınca kalktım üstünden. Sonra da fısıltıyla "Hadi babam bekliyor, sonra benden çıkarıyor sinirini kızım. Kalk!" diye azarladım bunu.

Sonraki durağım da bahçeydi. Dışarı çıktığımda Valéria'nın çimlerin üstüne çömeldiğini gördüm. Yanına giderken "Şşş! Mama kabını arıyorsan aç kal diye sakladım." diye sataşmadan edemedim. Ancak içimde bir yerlerde Valéria'nın biraz mutsuz olduğunu hissediyordum. İkizlerin birbirini hissetmesi durumu da denilebilir. Yanına gelip şöyle dikilince kızın yüzündeki buruk ifade ile karşılaştım. Ne olmuştu acaba? Babamla kavga ettiklerini sanmıyorum, babam ancak benimle kavga ederdi. Hèïra'nın yanağından öptüğünü gördüm onunla da bozuşmuş olamazlar. Zoé ile kavgaları o kadar üzücü olmuyor. Belki de Lara ile kavga etmişlerdir. Lara'nın kaçışını gördüğüm için en mantıklısı bu geldi. "Hadi kalk, babam uşağı olarak beni yolladı." dedim baygın baygın. Babamın bekçi köpeği gibi hissediyordum bazen. Evin düzenini o sağlayamayınca ben hallediyordum.  Eğilip kalkmasına yardım ettm. Sonra da kolundan tutup evin içine götürdüm kardeşimi. "Hayırdır?" diye sordum bu sırada "Lara'yı giderken gördüm, kavga falan mı ettiniz?" Valéria olumsuz bir cevap verince de "Peki. Babama söyleme, ha!" diye tembihledim ikizimi. İçten içe neden mutsuz olduğunu sormak istiyor, elimden gelirse yardım etmek istiyordum ama ilgili bir kardeş gibi görünmek de istemiyordum. Gururum kalbime üstünlük kurduğu için de sormadım neyi olduğunu. İçeri geçtik. Zoé ve Valéria masaya oturunca yukarı çıktım Lara'yı arıyor ayağına. Bir süre boş boş bekledim koridorda. Lara'nın evde olmadığını biliyordum ama arıyor izlenimi yaratmalıydım. Sonra da aşağı indim. Herkes oturmuş bana bakıyordu. Omzumu silkip "Lara evde değil." dedim sadece. Tekrar babamın yanındaki sandalyeyi çektim. "Ne demek evde değil?" dedi sinirli sinirli. "Bilmiyorum baba, bana neden kızıyorsun ki?" diyerek oturdum yerime. Söylediğim karşı cümleye karşı sinirli bakışlar elde ettiğim için kafamı eğdim ve önümdeki yemek dolu tabağa bakmaya başladım. Babam hala kızgındı ama "Başlayabiliriz." dedi bir süre sonra. Yavaş çekimde çatalımı alıp önümdeki bezelyelerle oynamaya başladım. Kızların yaptığı saçmalıklar yüzünden azarı işitenin ben olmam haksızlıktı. Babam yarım dakika sonra sanki bana kızmamış gibi "Shawn nasıl?" diye sordu. "iyi." dedim kırgın kırgın. "Bakanlıkta mutlu muymuş."
"Evet."
Ah, mutlu bir baba-oğul diyaloğu! Ne harika. Sonra neden babanı sevmiyorsun.

Out: Sonraki turda konuşsun baba.








Mr. Steal your girl.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t2214-your-master-marcel
Hèïra Barthélemy
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 0

MesajKonu: Geri: Tembih ~ Barthélemy Ailesi 18.10.16 10:12

Canı gibi sevdiği kuzenlerinin tatlı atışmalarını bile bir günde özlemişti, Hèïra Barthélemy. Bu tarz atışmalar şirin olsa da bazen malikane içerisinde yada dışarısında zaman zaman sorun yaratabilecek nitelikte olabiliyordu. Bu yüzden sarışın cadı, kuzenleriyle bu tarz tartışmalara girme taraftarı değildi. Genel de iyi anlaşırlardı ama aksileştiği zaman yanına kimseyi yaklaştırmayacak kadar bilinçliydi. Güzel, mavi gözleri ile etrafına baktı. Burada neden toplandığımızı anlamaya çalışıyordu ama hiçbir şekilde anlayamıyordu. Çünkü, ailede bir sürü kişi eksikti ve bu bir yarım aile yemeği olacak gibi gözüküyordu. Tekrardan etrafına baktığında hâlâ Éloïse’un yanında olduğunu görünce mutlu oldu. Ama kuzenin cevabı genç cadıyı mutlu etmemişti. Hayatımda böyle bir aile yemeyi görmedim ben! Ailenin gençleri gerçekten çok sorumsuz! Diye geçirdi içinden. Birden bire kendisini bir babaanne gibi hissetmeye başlamıştı. Bu tarz cümleler, kelimeler cadıya göre değildi ama beklemek muggle da olsan, melez de olsan, safkan da olsan herkesi yıpratan ve bıktıran bir eylemdi. Gözlerini amcasına doğru çevirdi ve oturduğu sandalyeden kalktı ve yanına gitti. Eline aldığı domatesleri güzel bir şekilde yıkadıktan sonra soymaya başlayan cadı, kuzenlerine güzel bir salata yapmayı umuyordu. En azından ortamı biraz daha çekilebilir kılması için salatadan bile muhabbet açabilecek durumdaydı. Eğer açamazsa zaten bu gece tam anlamıyla büyük bir fiyasko olacağa benziyordu. Bu yemeyi güzel ve dayanılabilir yapmanın birden fazla yolu vardı ama amcasını her zaman çok sığ bir büyücü olduğunu düşünen sarışın cadı, aile büyüklerinde güzel ve sürprizli şeyler beklemiyordu. Yaratıcılık yada bir farklılık hiç beklemiyordu. Cadının gözünden bakınca her şey net ve çok sıkıcıydı.

Bir aile yemeyi fiyaskosu daha mı olacak? Diye sordu kendi kendine. Utanmadan bir de kendisinden cevap bekledi zavallı kız. Bu soruyu dışından sorsa ona gelecek sert cevapları, boş bakışları daha önceden bir görücü misali görebiliyordu. Ama daha iyisini yapabilirdi. En azından küçük bir zihin büyüsü ile, işleri değiştire bilirdi. Derslerde gördüğü gibi sessiz bir şekilde büyüyü yapabilirdi. Acaba amcamın çocukluğuna inersem neden bu kadar sıkıcı olduğunu öğrenebilir miyim? Bu akşam kendi kendine bir sürü soru sormuştu. Bütün bunların cevabını da nedensizce beklemişti. Cebine sakladığı asasını çıkardı ve amcasının beynine doğrulttu. Büyülü sözcüğü söylemek için dudaklarını araladı. “Zihnefend!” Bu esnada beynine çok iyi hükmetmesi gerekiyordu. Ama son derece garip şeyler oluyordu. Bir sürü olay döngüsü içinde kendisini gördükten sonra birkaç dakika bekledi ve durumu sindirmeye çalıştı. Karşısından gülmekten neredeyse yarılacak olan amcasına bakıyordu. Yüzü domates gibi kızarmıştı. Asayı ters tutmayı üçüncü defa başarmıştı. Bu olaydan gerçekten sıkılmıştı ama bunun bir anlamı vardı. Her yaz tatillerinde, noel de yada cadılar bayramında, genç kız bir şekilde malikanede büyü yapacağı zaman, her zaman büyüyü yanlışlıkla kendisine yapıyordu. Bunun neden olduğuna dair bir anlam ararken, sorunun cevabı zaten içindeydi. Amcası, babası yada halası mutlaka asasını sihirlerdi. Bu yüzden yaptığı her büyü ters tepki ederdi. Bu durumdan son derece sıkılan cadı, yeni asa almak için yarın Diagon Yoluna gidecek ve son kez Ollivander Asa Dükkanının kapısını çalacakı. Tabi ilk önce amcasına makul bir yalan uydurmak, ona bu yalanı inandırdıktan sonra, adamı yağlayıp ballayacaktı ama bütün bunları düşündüğünde bile midesi iyice bulanmıştı.

”Bana bak dostum! biraz daha böyle giderse ben gidiyorum! Arkadaşlarımı bırakıp sizin lanet olası yemeğiniz için buraya kadar geldim!“ Dedi kendinden oldukça emin bir şekilde. Kuzenlerini beklemekten o kadar sıkılmıştı ki, birazdan hepsini gırtlaklayacak kadar nefret doluydu. Neyse ki, kuzeni Marcel ortamı toparlamayı biliyordu ama babasından yine bir sürü laf işitmişti. En çok da Lara’nın burada olmamasına kızgındı. Ailenin diğer üyeleri de yavaş yavaş gösterişli masanın etrafında toplanırken aile büyüklerinden biri olan sevgili, dengesiz ve yemek yapmayı hiçbir şekilde beceremeyen amca, kızgın bir şekilde çocuklara başlayabilirsiniz dediğinde, Hèïra Barthélemy derin bir nefes aldı. Eline aldığı bıçak ve çatallarla görgü kurallarına uymaya çalışıyordu ama pek beceremiyordu. Tabağının üzerindeki eti kesmeye çalıştıkça, nefret ettiği o sesin esiri olurken tekrardan düşüncelere daldı. Zihni sürekli gel git yaşıyordu ve bunun nedenini bilmiyordu. Bugün bunu, bu yemekte herkes farketmiş olmalıydı ki, sarışın cadıya ucube gözüyle bakmaya başlamışlardı bile ama genç kız  bu konuda şanslı sayılırdı. Ona nasıl bakılırsa bakılsın Hèïra Barthélemy, her zaman kendisini istediği gibi görmeyi başaran bir cadıydı. Görkemli masanın etrafında yemek yerken, sükunetin içinde hapsolmuş kuzenlerini gören Hèïra hepsine acıyan gözlere baktıktan sonra dayanamadı. Amca, sebebi ziyaretimizi ne ye borçuluyuz acaba?” Dedi dalgacı bir şekilde artık neden burada olduğumuzu anlamak isteyen genç kız birazdan sıkıntıdan kusacaktı.
   






saçların mı ıslak yoksa ıslak mı yaşamak dedim
hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Tembih ~ Barthélemy Ailesi

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: İngiltere :: Barthélemy Malikanesi-
.