ACCIO Hogwarts-Rpg !
Yönetim
Başlarken
Pano
Kullanıcı Değiştir:
K.Adı:
Şifre:
Paylaş|

Caught in a lie

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Seraphin A. Asphyxia
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 0

Mezuniyet
Ϟ Binası:

MesajKonu: Caught in a lie 26.03.17 18:59




     
When I'm in the dark Sometimes I feel like a hostage Keep me in the dark I want to feel like a hostage The night and the dark appreciate The light and the heat we generate My heart and my soul co-operate I want you to be happy I just want to give myself to it I'll come when you call me a little bitch It gets me when you whisper it I want you to be happy Sometimes I feel like a hostage When I'm in the dark Sometimes I feel like a hostage Point it at my heart


Seraphin A. Asphyxia & R. Mircea Vaduva

     

     
CAUGHT IN A LIE

     
     







:...::''::...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seraphin A. Asphyxia
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 0

Mezuniyet
Ϟ Binası:

MesajKonu: Geri: Caught in a lie 26.03.17 19:00




Hastalığı ilerlemişti, hızlı bir atak gibiydi. Uzun süre insan etinden uzak kaldığı için miydi, yoksa yaşının ilerlemesi ile mi ilgiliydi henüz hiç bir fikri yoktu. Altı saatte bir alması yeterli olan kan önce üç saatte bire düşmüştü, şimdi ise kendini zorlayarak sadece bir saat dayanabiliyordu. Hastaneden iki ünite kan çalmak zorunda kalmıştı bir hafta daha idare edebilmek için. Şimdilik fark edilmemiş gibi görünse de öz geçmişi göze alındığında bu hastanedeki günlerinin bitmesi anlamına gelebilirdi. Yine Avrupa'da bir yere gelecek olmasına rağmen Fransa'yı terk etmek bile onu zorlamıştı, eğer buradan da gitmek zorunda kalırsa sonra ki durağı Amerika'ydı. En nefret ettiği ülke sayılabilirdi. Gitmek istemiyordu ama adı söz konusu olduğunda zorundaydı. Üstüne takım ceketini çıkarmadan beyaz, kolları kapalı önlüğü geçirirken üstü ince altı kalın, ufak çillerle lekelenmiş dudaklarını birbirlerine bastırdı kızıl saçlı şifacı. Hepsi Mircea- Vaduva'nın yüzündendi. Adam yüzünden oyalanıp durmuş, ne morgun düzenini araştırmak nede amacını gerçekleştirmek için gerekli zamanı bulamamıştı. Fakat bu gün bölümün baş şifacısı izinliydi, acilde yorgunluktan bayıldığı için hastanenin baş şifacısı ona zorla bir hafta izin vermişti ve bu gün o iznin son günüydü. Bir nevi sürekli onu takip edip rahatsız eden sarışın şifacı tepesinde dikilmeden bunu yapmak için son şansıydı. Bu yüzden hastalık üstüne ağır bir şekilde etki etmesine, alnı ve sırtı terden ıslanmasına, ağzı ve dudakları sürekli dudaklarına yalamasına rağmen kurumasına ve elleri titremesine rağmen en azından biraz daha iyi bir hale gelmeyi beklemeden şimdi morgda bir cesedi parçalamak için hazırlanıyordu. Ellerine plastik eldivenleri geçirmeden önce son kez gergin bir el alışkanlığı ile zaten düzgün bir halde topuz olan saçlarını düzeltti Seraphin.

Önünde yatan ceset orta yaşlı bir erkekti, iş kazasında ölmüş ve morga göğsünün üstündeki yarığın dikilmesi için getirilmişti sadece. Kızıl saçlı şifacı dosyasını iyice incelemiş ama bulaşıcı bir hastalık bulamamıştı, ve ölüm sebebi yüzünden insanların bir yol yada bacağın eksikliğini yadırgayacağını sanmıyordu. Eline iyice oturması için lastik eldivenin bileğini çekip cildine çarpmasına neden olarak bıraktı ve yavaşça adamı kapatan beyaz örtüğü açıp ayaklarına kadar indirdi. El ve ayak parmaklarını büküp sertleşme durumuna bakınca bacaklarına çoktan ölüm katılığının gelmeye başladığını fark edip yüzünü buruşturdu. Tembel patolog yine cesedi teslim almış ama dosyayı doldurmadan önce bir saat oyalanmış ve sonunda doldurduğunda ölüm saatini tembelliğini gizlemek için kaydırmış olmalıydı. Bacağı alamayacak olmak sinir bozucuydu, çünkü bacaklar her zaman kollardan daha etli uzuvlardı, fakat cesedin yumuşamasını bekleyecek vakti yoktu. Eline neşteri alıp içindeki iç çekme ve saçını düzeltme isteklerine karşı koymaya çalışarak cesedin gövdesi ile kolunun birleştiği kısımdaki sert deri ve yumuşak yağ dokusunu kesmeye başladı Seraphin. Birazdan orta boyutlu bir kemik testeresine geçecekti, ama ilk kesiği daha az kan çıkarmak ve gereksiz yere et kaybetmemek için neşterle atmak her zaman daha iyiydi. Kanı pompalayacak atan bir kalbin yokluğundan dolayı aşağı sadece bir kaç damla kan inerken kesiği tamamlayıp işleri hızlandırmak için testereyi eline aldı ve kemiğe ulaşmak için kasları kesmeye başladı kızıl saçlı büyücü. Vaduva'nın izni başladığından beri gözlemlediği üzere Patolog şimdi içinde bulundukları öğleden sonra saatlerinde bir atıştırmalık almak için hastanenin yakınında ki pastahaneye yürüyor, yüzde yetmiş ihtimalle de orada oturup yiyordu aldığı hamur işini. Yani yüksek ihtimalle kırk beş, kötü ihtimalle yirmi beş dakikası kalmıştı.

Kaslar kesilirken daha büyük kan damlaları masaya akmış, ellerindeki beyaz plastik eldivenlere rağmen soğukluğunu hissedebileceği bir şekilde şifacının ellerine de bulaşmıştı. Testere kemiğe ulaştığında morgun duvarları arasında kapının üstündeki saatin tiktaklarına karışan tıkırtılı kesilme sesi yankılanmaya başlamıştı. Seraphin zaten alışkın olduğu sesten çok testereye vermesi gereken gücün artmasından dolayı hastalığın verdiği zorlukla titreyip hemen daha çok terlemeye başlamış vücudu yüzünden çenesini kastı. Dudakları da aşağı doğru bir eğim almış, mavi gözleri kirpikleri yanaklarındaki çillere dokunana kadar kısılmışlardı ki, kulağına gelen ıslık sesi ile o mavi gözler bir anda açıldılar. Sesi dinleyebilmek için gürültü yapan testere ile kesiş işlemini durdurup kafasını yana eğdi ve nefes almayı bir an bıraktı. Ses gerçekten de morga doğru geliyordu. Kızıl saçlı şifacı testereyi adamın üst omuz kemiğinden çıkarmak için çekti fakat kesiş işlemi ile tırtıklı bir hal almış kemik dokusuna takılmıştı testere. Memnuniyetsiz bir şekilde dudaklarını büküp testereyi takıldığı yerde, ölü kanına bulanmış ve her an birinin tutmasını bekliyormuş gibi bırakarak dosya dolanın yan tarafına saklandı. Şanslıysa sahneyi gören insan patoloğun yine tembellikle bir işi yarım bıraktığını sanıp giderdi. Islık sesi morgun kapısı açılmadan hemen önce durdu ve içeri giren adım seslerini morgun kapısının yaylarının ufak uzayıp geri eski haline gelmesi dışında hiç bir şey bozmadı. Adım sesleri morgun içine doğru ilerleyince Seraphin gözlerini kapatıp dişlerini sıktı. Patolog geri gelmiş olmalıydı. Ne yazık ki artık tanıdık hale gelmeye başlamış takma adı duyduğunda mavi gözleri büyüyerek geri açılmışlardı. Dudaklarını yumuşak pembe kaslar uygulanan güç yüzünden titreyene kadar birbirlerine bastırdı kızıl saçlı şifacı. 'Neden buradasın? İzinli olman gerekiyordu!' diye bağırmak istiyordu, ama kendini tuttu. Bir adım sesiyle birlikte tekrar aynı lakap duyuluncaya kadar. Vaz geçmiş bir şekilde açılmış gözlerini yarıya kadar kapatarak elleri kanlı bir biçimde dolabın arkasından çıktı Seraphin. Sanki dolabın arkasında duruyor olması hiç garip değilmiş, şu an ki durumlarında hiç bir anormallik yokmuş gibi omuz kemiğine testere saklanmış halde duran cesede doğru bir adım attı ve elini de işaret eder gibi ona uzattı. "Kanserden şüphelendim, test etmek için ilik örneği alacaktım." dedi en az yüzü kadar düz bir sesle, fakat kalbi normalden hızlı çarpıyor, hastalığının onu terleten etkisine gerginliği yardım ediyordu. Vaduva daha iyi değilse bile en azından onun kadar iyi bir doktordu, kesinlikle ilik örneği almak için açılabilecek en kötü yerlerden birinin omuz olduğunu biliyordu, fakat inanabileceğine dair ufak bir ümidi vardı yine de. Büyük ihtimalle Amerika'ya biraz bile gitmek istemediği içindi.







:...::''::...:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
R. Mircea Vaduva
Ölü
avatarÖlü

Ϟ Rp Beğenileri : 0

MesajKonu: Geri: Caught in a lie 15.04.17 0:32




Dinlenmeye ihtiyacı yoktu. Evet, biraz fazla çalışmış olabilirdi tabii ve bayıldığına göre belki birazcık dinlenmeye ihtiyacı vardı, ama bir hafta çok uzun bir zamandı onun için. Baş şifacı onu hastaneden resmen uzaklaştırdığı gibi, bir de gerçekten dinlendiğinden emin olmak için kontrol ediyordu. İlk iki gün fena değildi, bağıracak kimsesi yoktu çünkü ve hastanenin üzerine yapışan kokusu, şikayet eden hastalar ve iğrenç kahve olmadan yaşamanın nasıl bir şey olduğunu neredeyse unutmuştu. Ufak bir sorun vardı, o kadar unutmuştu ki ikinci günün sonunda sıkıntıdan patlama noktasına gelmişti ve yine sürekli hastaneyi düşünmeye başlamıştı. Ayrıca, şimdi genel olarak hastanedeki herkesle sosyalleşmek durumunda olmasına rağmen, ve bununla ilgili bir şikayeti de yoktu tabii, özellikle iletişim kurduğu kişiden uzak kalmıştı. Sonraki günlerde sırf can sıkıntısından bütün evi duvarlarına, hatta tavanlarına kadar temizlemişti, dışarı çıkmıştı, düzgünce alışveriş yapmıştı, gerçekten dinlenmişti ve üzerinde tuhaf, rahatlatıcı bir etkisi olsa da gerçekten sıkılıyordu ve son günde normalde yapacağından daha geç bir saatte hastaneye gitmeye karar vermişti.  Belki hastaneye birkaç kez kimseye pek çaktırmadan uğramış olabilirdi sonraki günler boyunca çünkü sıkılıyordu, her zamanki gibi yeni stajyerler gelmişti ve onun dışında çok bir değişiklik yoktu, hem stajyerlerin gelmesi de artık büyük bir değişiklik sayılmıyordu sarışın büyücü hepsini çöp atar gibi kovduğundan. İlk zamanlarını düşündüğünde gerçekten çok sabırlı olduğunu ve en salak soruya bile gülümseyerek cevap verdiğini rahatlıkla hatırlayabiliyordu. O da 3 gün falan sürmüştü. Hastaneye uğradığında çok fark edilmemek için klinikte sıraya girmişti birkaç kez ve ufak tefek şeyler için gelenlere sorunlarının ne olduğunu ve ne kullanmaları gerektiğini söylemişte olabilirdi... Zaten bazı sık gelen hastalar ve hastane çalışanları onu tanıdığından hiçbir sorun yaşamamıştı, hatta eğlenceliydi bile sorumluluk onda olmadığı için. Bir başka yaptığı şey de, ofis arkadaşı olan sevgili mochiyi kontrol etmekti, bir sorunu olduğunu bildiğinden ve o sorunun ne olduğunu bilemediğinden ilk günden beri huzursuz oluyordu zaten. Yani, kızıl saçlı büyücünün kendisi onu huzursuz etmiyordu elbette, sadece sağlığı hakkında endişeleniyordu ve endişesinde haklıydı çünkü insanların etrafındayken her zamanki gibiydi. Sakin, gereksiz yere konuşmayan ve profesyonel ama yalnız kaldığında çabuk yoruluyormuş gibi hemen duvara tutunuyordu, hatta yaslanıyordu ve temizlik takıntısı olan bir insan için büyük bir şeydi bu Radu her ne kadar sonrasında ellerini dezenfektana boğduğunu bilse de. Ayrıca öksürüyordu ve ağzına peçete tutuyordu, bu da her ne kadar normal görünse de, değildi.


O yüzden, bir sonraki gün gerçekten işe geleceği için, daha çok neler yapılmasını gerektiğini kontrol ediyormuş edasıyla hastaneye gelmişti ve Ariel'i arıyordu ama aslında nerede olduğunu bildiğinden, pek arıyor sayılmazdı. Morga giden koridorda ıslık çalarak, rahat adımlarla yürürken bir yandan boğuk bir şekilde gelen testerenin sesini duyabiliyordu ve patoloğun şuanda dışarıda olduğunu da bildiğinden, başka biri bir şeyler yapıyordu. Testere sesi aniden kesilince hafifçe sırıtıp adımlarının hızını değiştirmeden kapıya yürüdü ve iterek açıp içeriye girdi. Masada yatan ceset ve omuzuna saplı kalmış gibi görünen testere dışında, morgda da her şey normal görünüyordu. Tabii bu, az önce testerenin sesini duyduğu halde şuanda içeride hiçbir canlı varlığın görünmüyor olması durumunun dışında geçerliydi. Cesede bir adım atıp başını hafifçe yana eğdi, "Mochi?" dedi düşünceli bir ses çıkarmadan hemen önce. Ceset göğsündeki yarık dışında pek bir sıkıntısı varmış gibi görünmüyordu, -o yarığın onu öldürmüş olması dışında tabii- cevap gelmeyince bir adım daha atıp bu sefer biraz daha uzun bir şekilde seslendi. "Mooochii?" Kızıl saçlı şifacı kendini dosya dolabının arkasından çıkıp kanlı elleriyle gözler önüne serdiğinde, bakışlarını cesede gösteren eline kaydırdı Radu dudakları hafifçe yukarıya kıvrılmış bir şekilde sakinliğini takdir ederek. Düşünceli bir ses daha çıkardı  kızıl saçlı şifacının söylediğini başıyla onaylayıp açık renkli kaşlarını hafifçe havaya kaldırırken, "İlik. Omuzdan?" soruyu sorarken başının hareketi durmuş, yüzü daha soru sorar bir hal almıştı mavi gözleri kızıl saçlı şifacınınkilere çıkarken. Soru sormadığını aslında ikisi de biliyordu çünkü ikisi de salak değildi, kötü doktorlar da değillerdi, daha çok söylediğini gözden geçirmesi için ikinci bir şans verir gibiydi. "Bana sorarsan daha çok kolunu almaya çalışıyormuşsun gibi görünüyor çünkü." sonra durup iç çeker gibi derin nefes alarak parmaklarını alnında gezdirdi kaşır gibi. “Eğer alman gerekiyorsa patolog gelmeden almalısın, sonra da kahve içmeye çıkabiliriz, biraz hava alman gerekiyormuş gibi görünüyorsun.” patoloğun raporlarını yazarken oturduğu ve genel olarak pek üzerinden kalkmaktan hoşlanmadığı, köşedeki sandalyeye oturdu onu cesedin bulunduğu masaya çevirip bacak bacak üzerine atmadan önce. Ariel kendisine bakmaya devam edince neden orada oturduğunu bilmesi gerekiyormuş gibi baktı geri. “Eğer gelirse benim istediğimi söylerim.”






Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Caught in a lie

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: Bodrum Kat: Morg-
.