Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
ACCIO Hogwarts-Rpg !
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
  • Şifre:

  • HOGWARTS: AÇIK!
    TARİH: EKİM 1973
    Paylaş | 
     

     IV. KAT | BİANCA'NIN ODASI

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    Bianca Iris Whinchester
    Ölü
    Ϟ Rp Beğenileri : 0

    Ölü
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    Bianca Iris Whinchester
    Ölü
    Ϟ Rp Beğenileri : 0

    Ölü


      
       KUŞ MİSALİ
       10 Temmuz 1969

    Özel Yetenek Kurgusu - 1
    Yazın tüm güzelliği Whinchester Tepesi’nde etkisini göstermişti. Çimler yemyeşil, kuşlar ağaçlarda ötüşüyordu. Uçsuz bucaksız Whinchester arazisi Bianca’nın önüne seriliydi. Bir yandan sırf beynini boşaltabilmek için eline aldığı Gurur ve Önyargı’yı okurken bir yandan da camdan dışarı, manzaraya bakıyordu. Herkes, yani amcası, yengesi ve kuzeni Whinchester Gölü kenarında eğlenirken odasında kalmayı tercih etmişti. Halası olsaydı eğer onunla beraber göl kenarına inebilirdi fakat amcasının ailesiyle baş başa vakit geçirmesini istemişti. Spica başta suratını assa da Cedrina sayesinde soruna çözüm bulmuşlardı. Akşama hep beraber şık bir Muggle restorantında akşam yemeği yiyip gece matinesine katılacaklardı. Beatrice’e bu planı anlatan bir mektup yollamıştı fakat henüz cevap almamıştı. Kitabı elinden bırakıp camdan dışarı göle doğru baktığında gülümsemeden edemedi. Spica, Alexander ile gölde şakalaşıyorlardı. Gülümseyerek baktığı bu manzaraya zamanla imrenmeye başlamıştı. Babam da olsaydı keşke. O da benimle böyle oynardı. Oynardı, değil mi? Aklına yine anne babası gelince kitabı koltuğun üzerine bırakıp odanın içinde volta atmaya başladı. Öldüklerini inanmıyordu. Kabullenmiyordu, daha doğrusu kabullenmek istemiyordu. Anne babası uzun ama çok uzun bir tatile çıkmıştı, geri döneceklerdi. Belki de kayıp ikizini bulup getireceklerdi. Onu bırakmayacaklarına dair söz vermişlerdi, bırakmazlardı, bırakamazlardı. Yine bu yalana kendini inandırmaya çalışıyordu. Kimi zaman yediği bir yemekte bile ailesi aklına gelince yemeği olduğu gibi bırakır ve tek başına volta atardı. Bunu halası olduğunda yapmıyordu ama Hogwarts’ta bile bu değişmez bir kural olmuştu. Spica neyse ki bu volta atmayı Bianca’nın iksirleri düşünmesi olarak yormuştu. Arkadaşları onun durumunu anlıyor ve biliyor olsalar da pek bir şey demiyorlardı, Bianca’ya anlamıyormuş imajı veriyorlardı. Zaten Bianca onları üzmek istemezdi. Odada volta atarken birkaç rafın olduğu tarafa gözleri takıldı. Rafın üstünde Spica ile yağmurda çekilmiş oldukları fotoğraf vardı. İkisi de birbirinin elinden tutmuş birbirlerini döndürüyordu. Hızlıca fotoğrafa doğru ilerledi. Fotoğrafı eline alacakken halasının fotoğrafıyla göz göze geldi. Halasının okul üniformasıyla çekilmiş olan fotoğrafıydı bu. Eline aldığında gülümsemeden edemedi. Tıpkı babası gibi yüz hatlarına sahipti halası. Fotoğrafı öpüp yerine koydu ve camla bitişik olan koltuğuna tekrar oturdu. Dışarıyı seyrederken gözüne koca çınar ağacındaki iki güvercin takılmıştı. İki beyaz güvercin çınar ağacının kalın bir dalında durmuş birbileriyle ötüşüyordu. Uzun süre bu manzarayı izledikten sonra yanlarına gitmek aklına gelmişti. Güvercinlerle sohbet etmek eğlenceli olabilirdi. Hoş, dönüşebilecek miydi bilmiyordu ama denemeye değer olduğuna inanıyordu. Bunun için tekrar kafasını kitaba gömüp zihnini boşaltmaya çalıştı. Ne kadar süre kitabı okuduğunu bilmiyordu ama kitabı bitirdiğinde zihni rahatlamıştı. Kafasını cama çevirdiğinde geriye bir tane beyaz güvercin kaldığını görünce üzülmeden edemedi. Neyse, en azından bir tanesi buradaydı. Kendini güvercin yapabilmek uzun bir süre yoğunlaştı. Vücudundaki değişimi hissediyordu. Başarmıştı, bir güvercine dönmüştü. Üzerinde bulunduğu koltukta aşağı doğru baktığında koltuğun gözünde oldukça büyük olduğunu fark etmişti. İçten içe keyiflenmeden edemedi. Kollarını, daha doğrusu kanatlarını açtığında bembeyaz tüylerle karşılaşmıştı. Bu görüntü onu güldürmeye yetmişti fakat duyduğu ses bir güvercin ötüşüydü, kahkahasını duyamamıştı. Bu ses onu daha çok neşelendirmiş ve bu yüzden kahkahası, yani ötüşü, uzun sürmüştü. Aklına tek başına çınar ağacının üstünde duran güvercin geldiğinde ötüşü sona ermişti. Kanatlarını çırpıp pencereye doğru yükseldi ve kendini dışarı atacakkenı diye bir sesle birlikte kendini koltuğun üstünde buldu. Kafası oldukça acımıştı. Ne olduğunu neyse ki fark edebilmişti. Pencereyi açmayı unuttuğu için cama çarpmıştı. Hay lanet ya! Of, başım! Ne yapacağını düşünerek pencereye baktı. Nromal haline dönse, tekrar güvercine dönüşebilmesi uzun sürerdi. Pencereyi kanatlarıyla açıp açmayacağını hesaplamaya çalışıyordu. Pek mümkün durmuyordu fakat gagasıyla yapabileceğini düşünyordu. Başındaki acı hafifleyene kadar bir süre durdu. Zira kafasını sert çarpmıştı ve hafiften başı dönüyordu. Kendini toparladıktan sonra tekrar kanat çırpıp pencereye doğru yükseldi. Gözü tekrardan göle kaydığında Spica’nın gölde yüzdüğünü fark etmişti. Cedrina ellerini beline koymuş ayaklarını yere vuruyordu. Spica’nın gölde yüzmesine karşı olduğu her halinden belli oluyordu. Bu sırada Alexander, karısının yanağına öpücük atıp peşi sıra göle girince kadın kriz geçirecek hale gelmişti. Spica ve Alexander bu duruma kahkahalarla karşılık veriyordu. Gülümsedi ve gözünü keyifli aile manzarasından ayırıp önündeki pencereye odaklandı. Bu sırada çınar ağacındaki beyaz güvercin ile göz göze gelmişti. Güvercin kafasını yatırıp ne olduğunu anlamaya çalışırken odasının kapısının açılmasıyla dikkati dağıldı ve koltuğa düşüp normal haline döndü. Gelene baktığında halasının geldiğini görünce “Halacığım!” deyip hızlıca Beatrice’in kollarına kendini attı. Beatrice de oldukça keyifli bir şekilde “Çiçeğim, az önce sen güvercin mi olmuştun?” dedi. Beatrice’in kollarındayken kafasını sallamakla yetindi. Geceleri eve dönen halasını oldukça özlemişti. “Evet, ama pencereyi açmayı unuttuğum için dışarı çıkamadım hala” dediğinde Bianca, Beatrice kızın kollarından tutarak “Eh, en azından akşama çıkacaksın, bu da bir şeydir.” Dediğine Bianca çığlık atarak “Yaşasın!” dedi. “Ayrıca, akşama büyükbaban ve büyükannen gelecek, buradan da St. Petersburg’a geçeceğiz. Beş gün izin aldım, tatil yapalım diye” dediğinde Bianca tekrar halasına sarılmıştı. “Seni çok ama çok seviyorum hala!” dediğinde Beatrice derin bir nefes alıp en içten sesiyle “Ben de seni seviyorum çiçeğim, İrisim. Hadi gel, aşağıya inelim de şu sevimli aileye haber verelim” dediğinde Bianca kıkırdayarak başını salladı ve halasından ayrılıp elini tutarak beraber aşağıya indiler.


    RP SONU

    Darence Elias

    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
     
    IV. KAT | BİANCA'NIN ODASI
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    1 sayfadaki 1 sayfası

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    Hogwarts-RPG :: İngiltere :: WHİNCHESTER AİLESİ MALİKANESİ-