Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
ACCIO Hogwarts-Rpg !
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
  • Şifre:

  • HOGWARTS: AÇIK!
    TARİH: EKİM 1973
    Paylaş | 
     

     Açılış - Büyücedünya Tarihi Müzesi

    Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
    Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3  Sonraki
    Valentin Diavol
    İksir
    Ϟ Rp Beğenileri : 58

    avatar
    İksir



    Girdiği oda tarihi bir gösterim salonuydu. Cam kabinlerin, büfelerin, fanusların ve dolapların içinde eski ve önemli -sayılabilecek- büyücülerin, eşyaları, kitapları, eski parşömenleri, en güçlü büyülerini oluştururken kullandıkları mürekkep hokkaları ve tüyleri... Her şeyleri sergileniyordu. Muggle dindanlar tarafından yağmalanmış mezar taşlarından kalanlardan başlayarak, zamanında çektirdikleri çürük dişlerine, giydikleri kıyafetlerle takılardan aldırmak zorunda kaldıkları, mumyalama sıvısı içinde kavanozlarda sergilenen iç organlarına kadar daha kişisel şeylerde vardı. Valentin temkinli adımlarını odanın içine doğru devam ettirdi, gözleri sergilerin üstünde dolaşırken sivri uçlu ayakkabılarının topukları yavaşlığına rağmen boş ve büyük salonda tok sesler çıkarıyorlardı. Adımları ahşap bir büfenin önünde durdu, üstüne kapatılmış camla gösterim masasına çevrilmişti büfe, eğimli kısmında içinde sergilenen şeyin ne olduğunu anlatan metal, yaldızlı bir plaka vardı. Camın arkasında ise uzun, eskiliğinden dolayı sararmış güzel bir kaval kemiği. Genç görünüşlü büyücünün sarı gözlerinin camın üstündeki yansımaları karanlıkta kalmış bir kedinin gözleri gibi parladılar. Dudakları yanaklarından misina geçirilip yukarı gerilmiş gibi sessiz kahkaha ile bükülmüşlerdi. Uzun tırnaklarından birini yaldızlı plakanın üstünde dolaştırdı. 'Afrika'da bulunmuş en eski büyücü kemiği.'
    Dudaklarını geren aynı sessiz kahkaha yüzünden vücudu titrerken çenesinin altında dua eder gibi kavuşturdu ellerini Valentin. Gözlerini memnun bir şekilde yummuştu.

    Bir kaç saniye aynı şekilde kaldıktan sonra ellerini avuçları cama bakacak şekilde havaya kaldırdı, parmaklarını piyanonun tuşlarında biribirlerinden bağımsızca kıpırdanıyorlarmış gibi oynattı. Uzunlukları yüzünden sırt üstü dönmüş beyaz bir örümceğin bacaklarına benziyordu parmakları. Tabii ki şimdi çalmayacaktı onu, o kadar pervasız yada salak değildi, fakat şimdi onu koruyan büyüleri ve mühürleri çözümleyebilirse sonrası için işi bir hayli kolaylaşacaktı. Tam parmaklarını durdurup dudaklarını sihirli sözcükleri söylemek için aralamıştı ki ani ve yüksek kapı sesi ile duraksadı. Elleri havada, sırtı ve boynu koruyucu camın içindeki kemiğe bakmak için bükülmüş, yüzündeki gülümseme kas katı kesilmiş halde dona kalmıştı. Duyduğu kadın sesiyle birlikte ellerini önünde kavuşturarak masumca arkasını döndü Valentin. "Oh, Merhaba." dedi yavaşça, sesinin normalden çok daha az ince olması durumunu ele veren tek şeydi ki, sesi normalde pek ince olmadığından onu tanımayan biri bunu anlayamazdı. Kadın oldukça tanıdıktı. Sesi tanıdık değildi, çünkü arkası dönükken zihninde hiç bir şey uyandırmamıştı, fakat gözü görüntüsünü bir yerden ısırıyordu. Üstünde çok durmadan omuz silker gibi iki omuzunu birden oynattı mahcup bir halde. "Ben tuvaleti arıyordum da." duraksayıp paniklemişçesine gözlerini büyüttü. "Tabii burayı tuvalet sandığımdan falan burada değilim, yanlış anlamayın müzeniz çok... Hoş." dedi nereyi kast ettiğini göstermek için kollarından biriyle içinde bulundukları salonu öylesine göstererek. "Ben kaybolduğumdan buradayım." diye ekledikten sonra masumca gülümsedi Valentin. Ellerini yine önünde kenetlemişti. Mahcup bir hareket gibi duruyordu fakat aslında cübbesinin altında yerinde duran asaya kolayca ulaşmak için ellerini cübbenin açılım kısmına yakın tutuyordu sadece.







    Serra psd'si


    yes it hurt when i fell from heaven but that was before i received my throne:
     
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t4032-valentin-zeptor-diavol#60088
    Ubaid Nasri
    Daire Başkanı
    Ϟ Rp Beğenileri : 6

    avatar
    Daire Başkanı
    Bürokrasi kokan fazla beklemiş muhabbetlerin arasında geçen yarım saatin sonunda kapıların açıldığını işitti. Reklam raketlerine bakan yedi yaşındaki bir çocuğun ilgisi ne kadar çabuk dağılıyorsa, insanlar da o hızda müzenin içine doğru ilerlemeye başlamışlardı. Ubaid ile Asuman oldukları yerde duruyor, kalabalığın dağılmasını bekliyorlardı. Eninde sonunda herkes girecekti içeriye öyle değil mi? Ahşap kapının heybetinin ardında kalanlar kamuya sunulduğunda Ubaid gülmeye başladı. Bu ne alaycı ne de öyle baktıkça çevredekilere yayılan cinsten bir kahkahaydı. Daha ziyade ağlanacak hal karşısında hangi mizaca gireceğini şaşırmış, korktuğum başımıza geldi düsturunda kasıtsız tepkiydi. Bu ifadenin bir benzerine rastlamak isteyenlerin Asuman'ın suratına bakmaları yeterliydi. Zira o da tombul ellerini yeni traşlanmış çenesinin altına koymuş toplumsal yıkım mucidi Hudson'ın deryası altında kıs kıs gülüyordu. "Hahahahasiktir." Orta yaşlı büyücünün bet kahkahası hayret belirten tümcelere evrilirken Asuman başını iki yana doğru salladı. "Senin İngilizler kafayı yemişler." Girdikleri döngüye mani olamayan ikili anca tanışmış oldukları yaşa yakışan bir uzlaşma biçimi olarak birbirlerinin omzuna yumruk attılar. "Hadi, hadi sus da içeri girelim. Can dostum o kadar yol gelir de skandalsız gönderir miyim hiç?"

    İlerleyen günlerde içine gireceği iş yoğunluğunu düşününce kahkahası yavaş yavaş gülümseme döndü. Eskimiş parmakları ile gözlerinde biriken yaşları sildi. "Asuman baksana, neden birkaç gün daha kalmıyorsun?" Bunun trajik bir espiriye bağlanacağını çok iyi bilen hintli büyücü "Tabi kalayım. Neden?" diyerek bludgerı Ubaid'e geri fırlattı. "Benimle ofise gelir yardım falan edersin. Şayet değil iki, dört Uluslararası Sihirsel İş Birliği Dairesi Başkanı seferber olsa yine de öğle yemeğine dönüşümlü çıkmaları gerekir."









    "Tüm şehirleri severim ama Paris'i biraz daha çok.
    Yine de bir Cezayir değil. Severim Cezayirlileri kadınların en masumunu sever gibi."
    Spoiler:
     
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t3300-ubaid-nasri-karakter-kart
    Violeta Lechkov
    Bellatores Lustitiae
    Ϟ Rp Beğenileri : 84

    avatar
    Bellatores Lustitiae
    Kendine göre devasa görünen kapıların açılmasıyla bekleyen büyücü kalabalığının meraklı adımları binanın önünü sarmıştı. Violeta, ayağa kalktı fakat ilerlemedi. Sabırsız kalabalığın bir an evvel çok merak ettiklerini varsaydığı tarihi objelere kavuşmasını bekledi. Elleri göğsünün altında gevşekçe birleşmişti ve bakışları kapıyı süsleyen işlemelerde geziyordu. Geçen birkaç dakikanın ardından insanlar dağılmaya başlayınca ağır adımlarla kapıdan içeri adımını attı. Etrafına çok da dikkat etmeden bakındı; heykelcilikten pek da anlamazdı. Asıl dikkatini çeken şey ilerideki Hogwarts’ın dört kurucusunun devasa heykelleriydi. Helga Hufflepuff’ın önüne dek ilerleyen cadı, kadının heykelini bile takdir etti. Her zaman binasıyla ayrı gurur duymuş bir cadı olarak binasına isim veren kurucuya da ayrı bir ilgisi vardı Violeta’nın. Bilmediği bir şey olacağını sanmıyordu fakat yine de hayat hikâyesini anlatan kelimelere dikkatle göz gezdirdi. Henüz daha öğrenciyken bile kendini Helga Hufflepuff’ın yaşamını anlatan başucu kitabıyla rahatlatırdı. Uykusuz geçen gecelerine eşlik eden birkaç hikâyesi olurdu muhakkak. Bir müddet daha etrafa bakındıktan sonra kalabalığın yoğunlaştığı tarafa doğru ilerledi. Hudson’ın portresi önünde toplanan kalabalık, ev sahibesinin iki yana açılmış karşılayan kollarının karşısında söyleyeceklerini dinlemek için kulak kesilmişti. Kalabalığın arasında dikilen kadın, kendi adının söylenmesiyle durdu ve başını o yöne doğru çevirdi. Yaklaşan genççe bir adamdı ve ilk dikkati çeken özelliği pırıl pırıl parlayan sarı gözleriydi. Violeta elinde olmadan duraksadı. Sarı? Adamın konuşmasıyla şaşkınlığı bir kat daha arttı. Kaptırdığı eli birkaç kez havada pazarlıktan çıkmış gibi savrulduktan sonra aceleyle uzaklaşan adamın arkasından bakakaldı. “Tabi canım. Ben teşekkür ederim.” Alaylı bir tavırla iç çeken kadın öğrenci grubuna baktı. Şimdiden sıkılmışa benzeyen çocuklar kendi aralarında konuşuyordu fakat ev sahibesi sessizlik arayışındaydı zira söyleyecekleri vardı. “Çocuklar, sessizlik!” Sert bir edayla öğrencilerin susmasını sağlayan cadı onların hemen yanında yerini aldı. Gözlerini Bay Hudson’a çevirdiğinde tüylerinin ürperdiğini hissetti.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t1534-violeta-lechkov
    Alec Xenophanes
    Scuta de Ordine
    Ϟ Rp Beğenileri : 7

    avatar
    Scuta de Ordine
    “Bombarda!”

    Müze heykellerle doluydu ve kalabalığın toplandığı salon oldukça genişti. Bir duvarı baştan sona kaplamış Hudson portresi ve iki yanında güvenlik görevlisiyle belliydi ki müzenin incisi bu portreydi. Müze sahibesinin dikkatleri portreye çektiği sırada bu özenle hazırlanmış davete giriş yapmışlardı ki kalabalığın geneline bakıldığında kendi çapulcu kıyafetleri fotoğraf için uyumlu bir kare oluşturmuyordu. Kendisi, artık sarışın minyon bir kadın olduğundan ilk hamleyi grubun lideriymiş havası veren esmer büyücüye bırakmıştı. Büyücünün asasından çıkan ışık huzmesi portrenin hemen önüne düştü ve portrenin etekleri patlamanın etkisiyle alev aldı. Havada süzülen asalar yere düştü; güvenlik görevlileri kendi asalarını çekerken bir patlama sesi daha eldi. Bu defa hedef tekrardan portreydi fakat bu defa asıl hedef portrenin asılı durduğu duvarı tamamen aşağı indirmekti. Başarılı da oldu. Yanındaki iki büyücüyle beraber duvar büyük bir kuvvetle geriye uçtu.

    “Bombarda Maxima!”

    Bu büyü kendi narin ellerinden salonun diğer ucuna yollandı. Öğrencileri teğet geçen patlama orta sıraya gülle gibi indi. Bir anda davetlilerin bağırış sesleri salonu doldurunca kendisi onların sesini daha da bastıracak bir nara attı. “KATİL SCUTA’NIN KATİL ŞAKŞAKÇILARI! HEPİNİZ YAPTIKLARINIZIN BEDELİNİ ÖDEYECEKSİNİZ! BELLATORES HİÇBİRİNİ UNUTMADI UNUTMAYACAK! INCENDIO!” Asasından ayrılan alevler içeride bulunan kumaş parçalarına rastgele tutunurken bunlardan birçoğunun konukların kıyafetleri olması biçimli dudaklarına hoş bir tebessüm kondurdu. Grup dört bir yana dağılmıştı; tıknaz olan profesörlerinin talimatına itaat edip iyiden iyiye geri çekilmiş öğrenci grubuna ilerlerken asasını oraya buraya savuruyor; yer yer ufak alev topları bırakıyordu. Esmer olan büyücüyse eski portrenin tam önünde bir nevi hedef tahtası görevi görüyordu. Asasıyla bir kalkan yaratmıştı ve arkasından ulusa seslenir gibi bir tavrı vardı.

    “BELLATORES NE OLURSA OLSUN SCUTANIN GÜÇLENMESİNE İZİN VERMEYECEK! BUGÜN BURADA HUDSON’IN PORTRESİ ÖNÜNDE DİKİLEN HERKES HAİNDİR, KATİLDİR!”

    Kadın bedeninde oldukça rahat görünen adam salonu çevreleyen duvarların biraz ilerisinde geziniyordu salonun içinde. “Confringo.” Asasından süzülen ışığın temas ettiği her yer alevler eşliğinde ufak patlamalar yaşarken boğazından dolu bir kahkaha yükseldi. Yerinde duramayan yaramaz bir çocuğa benzeyen kadın, atlaya zıplaya geziniyordu. Şişman esmer bir büyücünün yere uzanan pelerini alev aldığında keyfine diyecek kalmamıştı. Uzun boylu sıska bir kişi daha vardı içlerinden; oysa tüm dikkati çektiğinden tüm davetliler ona doğru yönelmişti. Bu sayede hayalet gibi süzülebilen kadın sorunsuz tam bir tur atmıştı. Sesleri duyabiliyordu. Scuta tamamen silinecekti ve Bellatores adalet dağıtmaya devam edecekti; kıçımın adaleti diye düşünmeden edemedi.

    “SCUTA DÜŞECEK! TÜM ÖRGÜT ÜYELERİ DE ONUNLA BERABER DÜŞECEK. BU DAHA BAŞLANGIÇ! GÖRECEKSİNİZ!”

    Geri geri adımlayan kadın anahtara dokunmadan önce manzaraya bir kez daha memnuniyetle baktı. Hemen ardından tam anahtara dokunduğu sırada başından beri görmek istediği manzarayı görebildi; geride kalan büyücülerin üzerlerindeki bombalar aktive olduğu anda eş zamanlı irili ufaklı patlamalar yaşandı. Sonrasındaysa gözünü serada açtı.

    Görünüm:
     
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t4925-alexander-xenophanes-lejant
    Asuman S. Bakshi
    Büyücü
    Ϟ Rp Beğenileri : 1

    avatar
    Büyücü
    Herifin teki çıkıp Hudson portresini yakana kadar da hiçbirşey doğru gitmiyordu ki yaktıktan sonra düzelsin. Vinilden bozma devasa kumaş parçası, naylonlu olduğu için birkaç saniye içinde alev almıştı. İnsanlar bunun bir çeşit gösteri olabileceğini düşünmüş olacaklardı ki açık renkli bir cadı portrenin bulunduğu duvarı yerle yeksan edene kadar kimse olduğu yerden kıpırdayamadı. Şimdi ise kalabalık çil yavrusu gibi itiş tepiş dağılıyor, öğrenciler idrar keselerini muhtemelen zar zor idame ettirebiliyorlardı. Çok geçmeden davetteki seherbazlar güvenlik görevlilerine katılarak protestoculara karşı hamle yapmaya hazırlandılar. İyi hoş protestocu olmaları için kamuya açık bir alanda düşüncelerini dile getirmeleri yeterliydi. Çıkarmış oldukları yaygara ikiliyi kesinlikle terörist kategorisine sokuyordu.

    Asuman asasını çekip birkaç adım öne atılırken, Ubaid ne yapacağını pek bilemiyor gibiydi. Bu durum onca kargaşanın içinde bir anlığına da olsa eski günleri anımsamasına sebep oldu. Zehir gibi herifti ama iş sıcak rekabete gelince aynı performansı gösteremiyordu. Ha, bir de köpek görünce. Bu yüzden hintli büyücü dostunu beklemeden elinde asası ile seherbazların toplaştığı alana doğru koştu. Sarı saçlı kadına doğru gözü pek birkaç büyü savurmuştu fakat kahpe o kadar hızlıydı ki hiçbirini isabet ettiremedi. Bu esnada iri vücudunun ardından savrulan kaftanının etekleri hemen yanıbaşındaki alev öbeğine kapılmıştı. Bu durumu birkaç saniye sonra fark eden Asuman kendini can hıraş yere attı ve koca cüssesi ile yuvarlanmaya başladı. Ubaid ve birkaç tanımadığı bakanlık görevlisi üzerine su tuttuğu için ucuz kurtuldu fakat herkes onun kadar şanslı olamamıştı. Genç bir kadının tutuşan saçlarının söndürüldüğünü lakin kafa derisinde feci görünen bir tahribatın oluştuğunu görmüştü örneğin. Bir tane çocuğun ayağının betonun altında kaldığına da şahit olmuştu. Üstelik bunlar sadece onun bulunduğu alandan, kalabalık el verdiğince görebildikleriydi.







    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t3996-asuman-siddarth-bakshi-karakte
    Ylberia Dhurim
    Sihir Basın & Yayını
    Ϟ Rp Beğenileri : 13

    avatar
    Sihir Basın & Yayını
    Eserlerin ziyarete açıldıkları dakikadam itibaren defterini karalamaktan buruş buruş eden Ylberia, asistanının varlığını dahi unutmuştu. Peşinden biri mi geliyor yoksa insanlar mı selam veriyor; tek kelime ile umrunda değildi. Çökertilen eski Bellatores sığınağından çıkan yanmış parşömenlere fazla yaklaştığı için güvenlik tarafından uyarılmıştı mesela ama adamın suratına bakmaya dahi tenezzül etmeden yazacağını yazıp diğer eserlere doğru ilerlemişti. Burası bir gazeteci için bulunmaz hint kumaşıydı. Hint demişken, etraf şu çaylar yüzünden çemen gibi kokmayaydı iyiydi. Hafifçe yüzünü buruşturdu. Zerre katılım hevesi beslemeden gelmiş olduğu bu davet birden bire içinde kendini kaybettiği bir bilgi kaynağına dönüşüvermişti.

    O sırada birşeyler oldu. Ylberia'yı zihninde uçuşmaya başlayan manşetlerin arasında neredeyse sarhoş edecek büyüklükte, patlamalı çatlamalı birşeyler. Başını seslerin geldiği yöne çevirdiğinde devasa Hudson posterinin cayır cayır yandığını gördü. Hem de ne yanmak! Yüzünde panik ile karışık ufak bir gülümseme belirdi. İnsanlar kaçışırlarken Ylberia elinde tüy kalemi ile alevlerin yaydığı titrek ışığın deryasında defterini dolduruyordu. Kalem tutan kolunu defterinden ayırmaya çalışan bir çift el hissetti. Bu varlığını unuttuğu çömez asistanı Nevissa'ydı ve Ylberia'yı dışarıya doğru akın eden kalabalığa katılmaya davet ediyordu.

    Alevler resmen metastas gibi oradan oraya atlıyorlardı. Nevissa'yı onun uyguladığından daha fazla bir güçle olduğu yere mıhladı. "Beş dakikamız var. Etrafta gördüğün ne var ne yok zihnine ya da defterine kaydet." Kana kana eleştirdiği siyah elbiseli kadınlar iki yanından sokağa doğru koşuştururlarken orta yaşlı cadı olduğu yerde durdu ve kırışık çehreli patlak gözleri ile gördüğü herşeyi kafatasının sararmış yüzeyine kazıdı.

    Birkaç dakika sonra çocuğu da alıp dışarı çıkacaktı fakat şimdi ısınmış saç diplerinden akan terler altın rengi cürretkâr takımının içine doğru süzülüyorlardı. Neyse ki... dedi. Neyse ki Zhanet bu tarz kültür etkinliklerine katılacak kadar aklı sağlim bir evlat değil.








    senin için dokuduğum basma ve pazen
    denizin yeşilinden süzdüğüm balık
    göğün mavisinden çaldığım kuş

    senin için.

    Spoiler:
     
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t3837-ylberia-troshani-dhurim-karakt
    Lucifer Helios
    Baş Seherbaz
    Ϟ Rp Beğenileri : 19

    avatar
    Baş Seherbaz
    Kaçak bir ihtiyarı bulmanın arzusu ile yanıp tutuştuğu günleri yaşıyordu Lucifer. Yılın başından beri, sadece güvendiği birkaç seherbaz ile birlikte yürüttüğü, Adras'ı ele geçirme operasyonları devam ediyordu. İşlediği suçları çoktan açığa çıkartmış olsa da, o adamın gözlerindeki korkuyu görmeden bitmiş saymıyordu bu davayı. Bu arzusuna kavuşmak üzere olduğunu hissediyordu, ülkeden ülkeye kaçtığını bildiği Adras'ı avucunun içine alması an meselesiydi sadece. Hem ailevi hemde tüm İngiltere'yi alakadar eden bu işle uğraşırken, karşısına çıkan müze açılışı davetiyesi ile pek ilgilenmemişti. Ama biricik sevgilisi Sınbira, kafa dağıtması ve rahatlaması açısından bu açılışa katılmalarının iyi olacağı hakkında söylenerek başını şişirmişti. Sonuç olarak, yanına bu baş şişirme merasimlerinde uzaktan kıs kıs gülen ve dalga geçen Leonardo ve Hugo'yu da almak şartıyla, katılmayı kabul etmişti. Bazen o iki yetişkin sıçanın -evet bir sıçan kadar sinsidirler- sağlam bir 'Crucio' lanetini hak ettiklerini düşünmeden edemezdi. Müze açılışının onlara 'Crucio' tadında bir eziyet sağlayacağını biliyordu.

    Sınbira hemen yanı başında bilerek geciktiğini ima ederek söylenirken, Lucifer müzenin avlusuna çıkan merdivenleri çıkmakla meşguldü. Haksız sayılmazdı güzel cadı, kapıların çoktan açıldığını içeriden gelen uğultu halinde ki sohbete eşlik eden kahkahalar duyulabiliyordu. Ortamın veletlerle ve kendisini kültürlü ilan eden ama bir halttan anlamayan yetişkinlerle dolu olduğunu bildiğinden, yüzünü buruşturmadan edemedi. "İçerisi epey kalabalık görünüyor." dedi cadının söylenmelerini umursamadan, yeşil rengin hakim olduğu avluda duraksamaya karar verdi. Sınbira'nın da ilerlememesini sağlamak için, cadının boşta kalan elini tuttu ve hafif bedenini kendisine doğru çekti. Bir anlık boşluğa düşen Sınbira'yı fırsattan istifade, belinden yakalayıp, kollarıyla sarmak suretiyle, kendi biraz daha uzun ve yapılı bedenine sabitledi. Bu ani sarılma taktiği Lucifer'in Sınbira'yı, yada herhangi başka bir kadını, istediği şeye ikna etmeden önce uyguladığı bir silahtı. Cadının gözlerine doğrudan bakarken, Sınbira'nın karşısında duran yakışıklı surete hayran bakışlar attığını görebiliyodu. Birkaç saniyelik bakışmanın ardından "Bence evde baş başa geçireceğimiz bir akşam, benim kafamı daha güzel dağıtabilir." diye fısıldadı. Ama bu taktik Sınbira'nın üzerinde ters tepecekti, güzel cadı bu teklifi reddedecekti büyük bir ustalıkla. Sınbira, çok geçmeden gördüğü bir arkadaşına selam vermek üzere kollarından ayrılmıştı bile. "Leo ve Hugo'yu bekliyorum ben, sen kafana göre takıl. " diye seslendi uzaklaşan cadıya. Etrafına tanıdık bir yüz görmek için bakınırken "Umarım beni ekme cesareti göstermez o sıçanlar." diye fısıldadı bu sefer kendisine. Avluya serpiştirilmiş Roma esintilerine gözü takılmıştı. Vazgeçilmez müze dekoru olarak,  genellikle memleketinin tarihinin seçilmesi ayrı bir gurur vericiydi tabi. Bu sırada beklediği tanıdık suretleri iki avlunun iki ayrı noktasında görecekti. İkisininde burada olmaktan pek memnun olmadığı vücut dillerine yansıyordu, yüzüne yaydığı sinsi gülümseme eşliğinde arkadaşlarının yanına gitmek üzere hareketlendi. "Geceniz güzel geçiyordur umarım beyler." diyerek selamladı onları ve onun yüzünden buraya geldiklerine dair yakınmalarını dinlemeye başladı.

    "Memleketimi özlemişim, iyi ki gelmişim buraya." derken yalancı bir kahkaha attı, "Sınbira bizi içeri sürüklemek için geliyor." derken, uzaktan yüzündeki mutlu bir ifadesi ve üzerindeki takımıyla müthiş görünen sevgilisine bakıyordu. Onlar da aralarında selamlaştıktan sonra içeriye girmek için hareketlendiler. Aralarında ki şakalaşmalar ve konuşmalar devam ediyordu yürürlerken. Ama o sırada duyulan bir patlama, dördünün dikkatini daha içeri adım atmadıkları müzeye çekecekti. Lucifer, bu patlamanın pek hayırlı bir patlama olmadığını hissettiğinden, Sınbira'nın elini sıkıca yapışmıştı. Aynı hissi Hugo ve Leo'da paylaşıyor olacaktı ki, elleri direkt asalarına gitmişti bile. Sonra duyulan birkaç patlama daha olmuştu, büyücü ve cadıların kahkahaları da yerini acı dolu bağırışmalara bırakmıştı çok geçmeden. Lucifer meslek icabı hep tetikte gezse de bu sefer biraz hazırlıksız yakalanmıştı. "İçeride bir şeyler oluyor." duraksadı ve yüzünü Sınbira'ya döndü, olayın ortasına atılmaya hazır görünüyordu cadı. "Sınbira sen dışarıda bekle." cadı itiraz edecek gibiydi tabi "Bu bir emirdir." demeyi ihmal etmedi. Korumacı tavrı, üzerinden dört ay geçse de, o çiftlikteki olaydan beri aynıydı.  Cadıyı arkasında bıraktıktan sonra hızlıca içeri girdi üç arkadaş, "Leonardo ve Hugo siz çocukların güvenlice müzeden çıkmasıyla ilgilenin, ben bu karmaşaya neden olanlarla ilgileneceğim." konuşurken çoktan asası elinde, koşar adımlarla müzeyi turlamaya başlamıştı bile. Tek başına kalmışken, ortalığa alevler saçan ve tüm gücüyle bağırınan olmak üzere iki tane dengesizin bu olaylara sebep olduğunu görebiliyordu. Olay ilk başladığında müzede olsaydı daha şanslı olacağını düşündü, şimdi çoktan etraf alevlere bürünmüştü bile. Lucifer asasıyla alevleri etkisiz hale getirmek için çabalasa da, kıyafetleri tutuşan ve oradan oraya koşturanlar yüzünden, bu pek mümkün görünmüyordu.

    “BELLATORES NE OLURSA OLSUN SCUTANIN GÜÇLENMESİNE İZİN VERMEYECEK! BUGÜN BURADA HUDSON’IN PORTRESİ ÖNÜNDE DİKİLEN HERKES HAİNDİR, KATİLDİR!”

    “SCUTA DÜŞECEK! TÜM ÖRGÜT ÜYELERİ DE ONUNLA BERABER DÜŞECEK. BU DAHA BAŞLANGIÇ! GÖRECEKSİNİZ!”

    Lucifer, Bellatores lehine atılan bu nidaları duyduğunda, olayın içinde örgütün parmağının olduğunu anlaması uzun sürmeyecekti. Ama bir şeyler yanlıştı, bahsettikleri örgüt ne zamandan beri insanlara zarar vererek amaçlarını anlatmak isteyecek kadar değişmişti ki. Lucifer örgütten çıkalı epey vakit olmuştu aslında. Sağlıklı bir değerlendirme yapamayacak kadar hazırlıksız yakalanmıştı bu olaya. Bakanlığın, belki de bizzat kendisinin, başının belaya gireceğini seziyor gibiydi. Yerde alev almış kaftanını söndürmek için tepinen Hint asıllı daire başkanını görünce, önceliğin buradakileri kurtarmak olduğuna karar verip, "Önce şu insanları kurtarmalıyız." dedi. Ama etrafı alevlere salan cadının sessizce uzaklaştığını fark edecekti. Asasını doğrulttuğu sırada önüne geçen birkaç büyücü yüzünden, kadını görüş açısından kaybetmişti. "Kahretsin!" diye söylenirken kadının ortadan kaybolmasının ardından gelen patlamalar, bunun önceden planlanmış bir eylem olduğunun göstergesiydi.



     







    "Gökyüzüne çıkacağım, Tanrı’nın yıldızları üzerinde tahtımı yükselteceğim."

    ☆:
     

    ☆☆:
     

    ☆☆☆:
     


    yasak meyve:
     







    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t2444-lucifer-helios-karakter-kart
    Lilith Helios
    Seherbaz
    Ϟ Rp Beğenileri : 16

    avatar
    Seherbaz


    Kar taneleri, arkadan sıkı sıkıya bağladığı, saçlarının üzerine düşüp yavaşça kaybolurken, etrafına sabırsız bakışlar atmakla meşguldü Lilith. Bakanlığın önünde, müzenin açılışına birlikte gideceklerine dair mektuplaştığı, Logan'ı bekliyordu. Seherbazlık bürosundaki ayak işleriyle ilgilenmişti bugün sadece, dışarıda bir görev bulabilmek için çaba sarf etmediği günlerden biriydi. İşten, yani şuan ki staj yaptığı yerden, bir an önce ayrılıp Logan ile buluşmak için can atmıştı. "Kendisi daire başkanı, tabi ki gecikecek." babasının ne kadar meşgul bir adam olduğunu bildiğinden, Logan'ın da yetişmeyen işler laneti olduğunu düşünüyordu. "İşi başından aşkındır." konuşurken sadece kendisinin duyabileceği bir ton kullanmıştı. Sanki zihninden geçen 'Seni ekti' yada 'Seni unuttu.' düşüncelerini savuşturmak için kullandığı bir ikna yöntemi gibiydi.

    Sonunda beklediği kişiyi, aceleci adımlarla bakanlıktan çıkarken görünce rahatlayacaktı. "Selam, çok beklemedim merak etme." çok hevesli görünmemeye çalışsa da, ilk selamlamasını yaparken verdiği bu bilginin ne kadar yersiz olduğunu daha sonra anlayacaktı. Logan'da şaşırmış olacaktı ki, attığı soğuk bakışlarla, cadının neden bu bilgiyi verdiğini anlamaya çalışıyor gibiydi zaten. Lilith büyücünün soğuk bir kişiliği olduğunu Noel gecesinde fark etmişti ama yine de kendisine kızmadan edemedi. Dudaklarını sinirle sıkıp ,yaşadığı rezilliğe kızarak büyücünün selamlamasını dinledi. "Görüşmeyeli nasılsın peki ? İşlerin yoğun olmalı, babamdan duyuyorum bazı haberleri. Şişelerin incelemesi senin görevinmiş." normal bir büyücü yada cadının bilemeyeceği bir bilgiydi bu, Logan'ın çalıştığı bölüm tamamen gizlilikle yürütürdü işlerini. Ama Baş Seherbaz'ın kızı olmanın getirdiği ayrıcalıklardan çekinmeden faydalanmayı da bilirdi Lilith. Gerçi Logan'dan gelen hafif tersleyici cevaptan anlayacağı üzere, ayrıcalıklı olmanın her zaman faydası olmuyordu. Büyücü, işi hakkında epey tutkulu ve prensipliydi.

    Müzenin yakınlarına gelene kadar pek konuşmadılar, ikisi de soğuk karakterli bir yapıya sahip olduklarından sohbeti başlatmaya niyetleri yok gibiydi. Lilith az önce aldığı cevaptan sonra, işiyle başka bir soru sormama konusunda kendisini şartlamıştı. Ailesi hakkında da öğrenmek için can attığı bir şey yoktu doğrusu, Steven dururken ona sormazdı zaten. Biraz sıkılmaya başladığını itiraf etmesi zor değildi Lilith için, müzenin avlusuna çıkan merdivenleri görünce biraz daha iyi hissetmişti. En azından bir şeyler görüp öğrenebilirdi. Sonunda büyücüden gelen stajyerlik hayatının nasıl gittiğiyle alakalı basit soru, çıktığı sekiz merdiveni sayan zihnini başka şeye odaklamasına yetmişti. "Stajyerliğim kıdemlilerden iş dilenmekle geçiyor desem yalan olmaz herhalde." bakışlarını onun cevabını dinleyen Logan'a çevirdi ve büyücünün epeyce uzun boylu olduğunu fark etti, kafasını kaldırmak zorundaydı büyücünün yüzünü tam olarak görebilmek için. "Bayan Harvelle'den daha çok işe yarıyorumdur ama orası kesin. Babamın, yani Baş Seherbazın odasına dosya götürmekten başka şey yaptığı yok. Bir şeyler dönüyor aralarında ama benden saklıyorlar gibi sanki." konuşurken sesine yayılan nefrete engel olamadı. Duyduğu birkaç dedikodu yüzünden, iyice düşman kesilmişti o kadına karşı. Büroya geldiğinde bir anda bitirilen sohbetler yerini kısa fısıldaşmalara bıraktığında, çok geçmeden o kadın çıkıyordu babasının odasından. Hemde ağzı kulaklarında oluyordu her seferinde. "Her neyse." dedi avluyu incelerken "Güzel tasarlamışlar burayı. Kütüphane yada müze gibi yerleri seviyorum. Bilgi veren ve karşılık beklemeyen yerler." konuşurken çevreyi tarayan gözleri bir anlığına Logan'a kaydığında, büyücünün bir yere dikkat kesildiğini ve gözlerini kısarak öylece baktığını gördü. "Neye bakıyorsun ?" diye sorduğunda genç büyücünün ellerini omuzlarında hissetti birden. Onun baktığı yere bakmasını istemiyor gibiydi. Buradan ayrılmaları gerektiğini söyleyen birkaç cümle geveledi Logan ama Lilith bir şeylerin yanlış olduğunu sezmişti. Güçlü ellerinden kurtulmak için çabalarken "Logan, neyi saklamaya çalışıyorsun ?" diye sordu ve sonunda bedenini döndürebildi. Gözlerinin önündeki manzarayı görünce daha iyi anlamıştı büyücünün neden buradan ayrılmak istediğini. Tamda babası ve o kadın hakkında konuşurken, gözlerinin önündeki bu sarmaş dolaş manzara artık şüphelerinin ne kadar doğru olduğunu kanıtlıyordu. Babası ve o kadın sevgiliydiler işte. 'Onu senden daha çok seviyor.' cümlesi yankılandı zihninde, 'Sana artık değer vermiyor.'

    Babası ve o kadını oracıkta bırakıp, Logan'ın onu müzeye sürüklemesiyle kendisini içeride bulmuştu. Ne düşüneceğini tam olarak bilemiyordu, sadece olumsuz cümleler zihninde dolaşıp duruyordu. kendisine geldiğinde, büyük bir portrenin önünde dakikalardır dikildiklerini fark etti. Kendisini toparlamalı ve daha sonra düşünmeliydi. "Özür dilerim. Müzeyi gezelim hadi." diyerek güçlü durmaya çalıştı. Tam büyücü bir şeyler söyleyecekti ki yanı başlarındaki portrede küçük bir delik oluşturan bir patlama oldu. Şaşkınlıkla açılan gözleriyle neler olduğunu anlamaya çalışırken, ikinci bir patlama ile portre yok olmuştu. Birileri saldırıyor gibiydi sanki. Logan'ın durumu daha çabuk kavrayan zihni ve bedeni çoktan asasıyla saldırıya hazır beklemeye başlamıştı bile. İşin kötüsü, Lilith yanına asasını almayı unutmuştu, iş yerinde de zorlanmıştı ama şimdi kendisini koruyamayacak oluşu daha fenaydı. "Asam yok." diyebildi büyücüye korkan gözlerle bakarken. Neler olduğuna dair bir açıklama da bekliyordu Logan'dan. Burnuna gelen yanık kokusu ile çevreye göz attığında birisinin etrafı alevlere verdiğini gördü. Ortalık çok karışmıştı bir anda, örgütlerle alakalı bir şeyler bağırırken hemde etrafa zarar veriyorlardı. "Bellatores örgütünün işi bu." dedi kendi kendine duyduklarına anlam yüklerken. İçindeki nefret birden yön değiştirmiş gibiydi. Babasından, Bellatores'in adaleti hakkında dinlediği şeylerin zıttıydı burada yaşananlar. Babası her zaman bir şeyleri saklamış olmalıydı ondan.  

     







    Herkes aya benzer, kimseye göstermediği karanlık yüzü vardır.
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t2460-lilith-helios-karakter-kart
    Sınbira Harvelle
    Seherbaz
    Ϟ Rp Beğenileri : 18

    avatar
    Seherbaz
    Aynada kendine baktığında dört ay önce yaşadığı kazanın izlerini taşıyan bedenini gördü. Biçimli bedenin de açılan yara çoktan iyileşmişti ama izi kalmıştı. Hoşçakal bikini diye söylendi içinden, yazın tatile çıktığında vücudunun o kısmını kapatması gerekecekti. En azından yaşıyordu küçük bir sıyrık ile atlatmıştı gerçi sıyrık demek biraz hafif kaçardı ama yine de mesleği gereği böyle tehlikelerle çok fazla göz göze gelmişti. Daha sonra da şu şişe olayları vardı. İçleri o yaşlı adamın sırları ile dolu şişeler. O şişelerin içinde ne gibi gizlilikler olduğunu merak ediyordu. Belki de o şişeler incelerken orada olması gerekiyordu ve şişelerin dosyalarını incelemesi. Gerçi esrar dairesi o şişeleri saklayacaktı, incelemeleri için onları laboratuvara verirler miydi? Bunu biraz araştırıp üzerinde duracaktı ama üzerinde durması gereken başka konu da vardı. Arkadaşlarının durumu ile de ilgilenmeliydi, şişelere ara verdiği durumda arkadaşının kızı olduğunu söyleyen bir cadı ortaya çıkmıştı. Bide şu görücü kız vardı ona gelen, gördükleri gerçekten doğru çıkıyordu söylediklerine engel olamamıştı belki de bir daha böyle bir durum olursa ilk müdahale eden kendisi olacaktı.

    Eline aldığı bir broşürde tarih müzesinin açılış olduğunu gördü. Tarih ve Sınbira en son gittiği tarih müzesini hatırladı, bir olay üzerinde çalışıyordu ve bir obje yüzünden lanetlenmişti. Eski bir tableti bu ve ona dokunduğunda lanet onu vurmuştu o da kendisini öldürmek istemişti aynı kurbanlar gibi ama yanında ki diğer seherbaz onun bu lanetini kırmıştı. Ölü birini kovalamıştılar o zaman. Eline aldığı broşür sayesinde bunu hatırlamıştı genç kadın. Elinde ki broşür ile baş seherbazın odasına gitmişti ve önüne broşürü bırakmıştı. Biraz kafasını dağıtması için kollarını sevgilisi olan adamın boynuna dolamış ve müzeye beraber gitmelerini istemişti. Aslında biraz fazla kaçırmıştı bu isteği ve sevgilisine biraz baskı yaparak kafasını şişirmişti ama yine de sonuç olarak gidiyorlardı. Sınbira üzerine çeki düzen verdikten sonra sevgilisi ile soluğu müzede almışlardı. Geciktikleri için söylenirken bir yandan da etrafı süzüyorlardı. İçeride ki konuşmalar hepsi bir birine karışmıştı ve uğultular kulak mırıltısı şeklinde etrafı dolduruyor, mermer duvarlarda yankılar şeklinde yayılıyordu. Kahkahalar ve koşturmalar buna eşlik ediyordu, okulların getirdiği çocuklar ikişerli sıra hallerinde müzeyi geziyor haylazlık yapanlar ve eserlere dokunmaya çalışanları ise müze görevlileri uyarıyordu. "Çok harika gözüküyorlar öyle değil mi, bak burada eserlerin tarihçesi ile ilgili broşürlerden de var senin için bir tane daha aldım sevgilim" dedi ve elindeki broşürü Lucifer'e uzatırken o da umursamaz şekilde etrafın çok kalabalık olduğunu söylüyordu. Yeşil renkli havluda yürürken yanında ki hareketlenme durmuş hemen ardından bileğinde bir el hissetmiş ve çok geçmeden büyücü kadını kendisine doğru çekmişti. O boşluktan dolayı hafif tökezleyen cadıyı sevgilisi belinden kavramış ve kollarını bedenine dolayıp kendine çekmişti. Sınbira bakışlarını sevdiği adamın yüzüne çevirmişti,  kısa süreli bu bakışmanın ardından büyücünün dudaklarından aslında güzel olan bir teklif dökülmüştü ama cadı bunu geri çevirecekti. "Aslında harika bir fikir sevgilim ama bunu akşama saklasak bence gecemiz daha da harika olabilir şimdilik burada devam edelim" dedi. Büyücünün sözlerini beklemeden gördüğü arkadaşı için sevdiği adamın kollarından kurtulmuştu. Adeta ele avuca sığmayan bir kuş gibiydi, yakalanmak istemiyordu hemen her şeyi tadında bırakmak istiyordu. Adımlarını yavaş yavaş hızlandırarak gördüğü arkadaşlarının yanına gidip onlarla sohbete dalmıştı. Sevgilisinin de etrafta sosyalleşmesini istiyordu doğusu ve kafasını işinde değilde başka şeylerle meşgul etmesini istiyordu.

    Arkadaşlarına veda edip tekrardan sevgilisine doğru yöneldi. Merdivenlere doğru adımladı genç kadın ve avluya çıktı. Sevgilisi ve diğer iki arkadaşı orada sohbet ediyorlardı. Topuklu ayakkabılarının mermer zeminde çıkardığı ses uğultulara karışıyordu, üç adamın yanına gitti genç kadın. "Beyler bence içeriye gelseniz çok iyi olur bura da daha fazla dikilmeyin" dedi genç cadı ve adımlarını içeriye doğu yöneltti tekrardan. Gülüşmeler eşliğinde içeriye doğru hareket ederken bir patlama sesi duydu. Dörtlü nele olduğunu anlamamıştı ve etrafa şaşkın bakışlar atıyorlardı. Sınbira elinde ki hissettiği el ile bakışlarını sevgilisine çevirdi. Neler oluyordu, Sınbiranın boşta kalan eli asasına gitmişti. Kahkahalar acı içindeki bağışlara çevrilmişti ve şimdi işler değişmişti.  Sevgilisi ona doğru dönüp içeride bir şeylerin olduğunu söylemişti, genç kadın içeriye girmek için hazılanırken büyücü onun dışarı da kalmasını istemiş Sınbiranın itirazını edeceğini bildiği için bu sözle emre dönüşmüştü. Sınbira bu gibi şeyle de sevgilisinin patronu olmasından nefret ediyordu. Üç adam içeri dalarken Sınbira dışarı çıkanlar la ilgilenmeye başladı ama bir kulağı da içerideydi. Eğer bir şeyler hisseder veya en ufak bir şey dahi duyarsa sevgilisinden direk içeri girecekti.  



     







    Spoiler:
     


    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t4135-snbira-harvelle-karakter-kart#
    Nastasia Valeriya Petrov
    Seherbaz
    Ϟ Rp Beğenileri : 20

    avatar
    Seherbaz
    Nastasia müze girişine vardığında suratında halinden memnunsuz bir ifade vardı.  Geç haberini aldığı müze açılışına yetişmek cadı için hayli zor olmuştu.  Davetiyesini getiren baykuşun yolda kaybolmasıyla geciken mektup yüzünden daha bir saat önce haber alabilmişti. Memnuniyetsizliği ise sadece geç haber almasından dolayıydı. Davete icabet etmemek olmazdı ve bunun için gecikmemek adına apar topar hazırlanıp bürodan ayrılmıştı. Neyse ki her zaman yanında yedek kıyafet bulunduruyordu cadı. Ağır adımlarla girdiği müzeye göz ucuyla baktığında büyücedünya sakinlerinin neredeyse hepsinin burada olduğunu görmüştü. Buram buram geçmiş kokan mekan Nastasia’nın hoşuna gitmişti. Sanat eserlerine özellikle de el yazmalarına özel bir ilgi alanı vardı. Gençliğinde Sanskritçe öğrenmek için çok çabalamış ve aşırı zor bir dil olmasına rağmen öğrenmeyi başarmıştı hemde Hogwarts yıllarında. Michael’i çok şaşırtan bir gelişimdi o zaman için. Halbuki Nastasia o zamandan bu yana kendisini daha da geliştirmişti. Uzun zamandır denk gelmediği için yazma okuması paslanmış olsa da kolaylıkla okuyabileceğini düşünüyordu Geriye baktığında güzel günlerdi. Ailesi diyebileceği birisi vardı en azından hayatında. Artık o da yoktu. Michael’in yokluğuna istemsizce alışmış olmak cadıyı içten içe buruyordu. Tercihini düşünmemekten yana kullanarak  gözünün önüne düşen kakül parçasını kulağının arkasına attı ardından da derin bir nefes aldı. Geçmişle tıka basa dolu bir alanda zihninde eskileri yad etmemek imkansız gibiydi, o sebeple dikkatini dağıtmaya çalışarak girişteki eski yazmalara yöneldi. Hala okuyabildiğini yeteneğinin beklediğinden daha az tozlandığını fark ettiğinde yüzüne bir gülümseme takındı. Galeri boşluğunda dikilmenin faydası yoktu içeri yönelirken baş seherbazı başının ucuyla selamlayarak kokteyl masalarının arasında biraz dolandı. Müzeyi gezmeden önce içecek bir şeylere ihtiyacı vardı. Garsonların havada gezdirdiği tepsilerden beyaz şarap dolu bardağı pratik bir şekilde kaptı. Büyük bir yudum aldığında kendine geldiğini hisseder gibiydi.  Topuklu ayakkabılarının üstünde dikilmekten sıkıldığında bozuntuya vermemeye çalışarak geniş koridora adımladı. Stonehenge için ayrılan özel bölüme doğru ilerlerken arkadan ve uzaktan görmüş olmasına rağmen uzun saçlı cadıyı nerede görse tanırdı. Retro tarzıyla dikkati hemen kendisine çekiyordu her zaman baş hakim. “Oldukça ilginç değil mi? 112 tane…  Mantığını her zaman merak etmişimdir.” Kollarını göğsünde birleştirdi. Yönü kendine dönen cadıya sıcak bir gülümseme verdi. “112 olması olayı daha da ilginç kılıyor. Tarihin en bilinmeyeni neden böyle önemli eserlerin hep 12 sayısını barındırması.” Haklıydı. Arkeologların, bilim insanlarının araştırdığı çözülmesi gereken bir gizemdi. Nastasia’nın da dikkatini çekerdi ama bilinmezliğe karşı bir sabırsızlığı vardı. Muhtemelen araştırmaya başladıktan bir süre sonra sinir krizine girer ve mesleğini icra edemez hale gelirdi. “Nasılsınız baş hakim? Uzun süredir denk gelemiyoruz. Yoğun olduğunuz aşikar.” Baş hakimle uzun yıllardır birlikte çalışıyorlardı ancak oturup birbirlerini tanıyacak kadar sohbetleri yoktu. Büyük ihtimalle departman ayrılığından kaynaklıydı. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan siyasi olaylar ortalığı epey karıştırmış, yoğunluk üzerine yoğunluk eklemişti. “Lütfen bana Liliana de. Teşekkür ederim, şu sıralar biraz yoğun sayılırım ama bilirsin mesleğine aşık kadınlar için yoğunluk bir sorun değil.” Bardağından ufak bir yudum alıp, kibar bir ses tonuyla konuşmaya devam etti. “Katılmamak elde değil. Bunca meşguliyetin bizi deşarj ettiğine inanıyorum.”

    ...

    Uzun saçlı cadıyla kısa ama keyifli bir sohbetin ardından yanından ayrılmıştı Nastasia. Müzede tek takılmayı sevenlerdendi. Kendi düşünceleriyle bütünleşmeli, eserleri incelemeliydi. Bütün koridorları bitirmiş sayılırdı. Bakmadığı tek bir kısım kalmıştı o da ana kısımdaki eski Bakan Hudson’ın tablosuydu. Bir saattir dikilerek eser incelemenin tek kötü yanı ayağındaki topuklulardı. Belirli süreden sonra alışkın olmasına rağmen canını yaktıklarını hiçbir kadın inkar edemezdi.  Kas gücünü tek bacağına vererek diğer tarafını dinlendirmeye çalışıyordu bakanın özgeçmişini okurken. Harika bir adamdı. Devrilmesi Nastasia için büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Kulağı epey delik olan bir seherbazdı, oluşumlardan haberi olsa mutlaka uyarırdı ve bakanlığı alarma geçirmek için her şeyi yapardı ancak bunun için fazlasıyla geçti artık. Michael ile Bakan Hudson’ın çok sağlam bir dostlukları olduğunu biliyordu. Nastasia, Hogwarts tatilindeyken sıklıkla Hudson ziyarete gelirdi Michael’i. Hatta bir kere Nastasia’ya yeni bir iksir kitabı bile getirmişti. Öldürüldüğü zaman yanında olamadığı için üzgündü cadı. Yine de büyücedünyanın böyle bir olaydan en az zararla çıkmış olması gerçekten büyük şanstı. Seherbazlığa ilk başladığı zaman ofisine çağırıp birebir tebrik etmişti cadıyı. Yeri hep farklıydı Nastasia için. En büyük pişmanlıklarından biri de buydu. Bir seherbaz olarak çalıştığı arkadaşlarını, dostlarını, Hudson’ı koruyamamıştı. Bazen böyle olayları düzeltebilmeyi diliyordu. Özellikle Bellatores’in yıkılışını görmek istiyordu. Desteklemediği bir yönetim biçimleri vardı. “Zaman... Su yolunu bulmaya mahkum.” İçinden mırıldandı. Derin  bir nefes aldı ve hayıflandıklarını içine atarak Hogwarts öğrencilerinin yanına ilerledi. Profesörlerin çoğunu tanıyordu ancak özellikle konuşmak istediği kişi bir kişi vardı. Aynı mekanda bulunup bulunmadığını kontrol etmek isterken ses kalabalığına çevirdi başını. Yan tarafını teğet geçen büyüye karşılık refleksle yakınındaki iki öğrenciye çekip eğmişti. “INCENDİO!” Etrafta beliren kıvılcımlarla birlikte asasını çekmesi bir olmuştu Nastasia’nın.  Ardı ardına kesilmeyerek yayılan ateş her yeri sarmadan önce savunmasız öğrenciler buradan çıkarılmalıydı. Baş seherbazdan uzaktaydı ama vereceği ilk emrin bu olacağını biliyordu.  “BELLATORES NE OLURSA OLSUN SCUTANIN GÜÇLENMESİNE İZİN VERMEYECEK! BUGÜN BURADA HUDSON’IN PORTRESİ ÖNÜNDE DİKİLEN HERKES HAİNDİR, KATİLDİR!” Bir terslik vardı. Alevlerin buğusunda zar zor seçebildiği kadının sözlerinde uyuşmayan noktalar vardı. Yakalamak için atağa geçmek istediğinde öğrencilere baktı. Burada öncelik onlarındı. Öğrencileri yakaladığı gibi ateşlerin henüz ulaşmamış olduğu bir heykelin arkasına götürdü. Topuklu ayakkabılarını bir çırpıda ayağından çıkartıp bir köşeye fırlattı.  Seherbazların bulunduğu alana ilerleyecekti ancak ateş yolunu kapatmıştı.  Yolunu açabilmek için asasını kaldırdı. Peş peşe gelen patlamalarla üstlerine sıçrayan duvar parçaları öğrencilere zarar vermemesi için kulağında patlamaların şiddetiyle çınlayan sesi duymazlıktan gelerek hızlı bir şekilde asasını salladı.  "Absorbe Proteus”. Yaptığı büyüyü Michael'dan öğrenmişti.Koruma büyülerinin içinde en güçlüsüydü. Saldırı yapmak tercihiyken söz konusu savunma olduğunda da başarılı bir seherbaz olduğuna inanıyordu cadı.







    you’re playing with hellfire:
     
    no mud, no lotus:
     
    Sayfa başına dön Aşağa gitmek
    http://www.hogwarts-rpg.com/t4165-nastasia-valeriya-petrov#62596
     
    Açılış - Büyücedünya Tarihi Müzesi
    Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
    2 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3  Sonraki

    Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
    Hogwarts-RPG :: İngiltere :: Büyücedünya Tarihi Müzesi-