Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!

Paylaş | 
 

 Açılış - Büyücedünya Tarihi Müzesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3
Logan Kim
Daire Başkanı
Ϟ Rp Beğenileri : 7

avatar
Daire Başkanı


Büyücü zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı bile. Önüne yığılan dosyalarla kafayı yemek üzereydi. Kendi odası ve Kehanet odası arasında bol bol mekik dokur olmuştu son zamanlarda. Şişelerden çıkan anıların incelenmesi ve kürelerle odaya yerleştirilmesi gerekiyordu. Kolundaki saate baktığında biraz daha masasında kök salmaya devam ederse Lilith'le buluşmak için geç kalacağını fark etmişti. Hiç istemediği şu açılışa gitmek için Lilith'e mektup atmıştı iki gün önce. Noel'de iyi bir kimya yakalandıklarını düşünmüştü, en azından orada sıkılmam diyerek seherbazlık bürosunda staj yaptığını da bildiği için onu çağırmıştı.

Selam veren bir kaç kişiye başıyla selam verdi. Dağınık durumdaki saçlarını düzeltmek için ellerini saçlarının arasından geçirirken önüne düşen perçemleri kaldırıp düzeltti. Kapıda bekleyen genç cadıyı gördüğünde adımlarını biraz daha hızlandırdı. Yanına geldiğinde Lilith'in biraz heyecanlı bir havası var gibi gelmişti büyücüye, selam verişi ve hafif sitemkar sözü de Logan'ın bakışlarına maruz kalmasına neden olmuştu cadının. Ardından ise cadının diğer sözleri hafif terslercesine bir cevap vermesine neden olmuştu. Çünkü Lilith'in değil şuan üzerinde çalıştığı olayı Logan'ın işini bile bilmemesi gerekiyordu. Noel'deyken sadece bakanlıkta çalıştığını söylemiş, dairesinden bahsetmemişti. Esrar dairesi böyleydi. Olabildiğine gizli. O yüzden adı ağza alınmayanlar denirdi zaten onlara. Orada çalışanlar ve orada olanlar dışarıda bilinmezdi, bilinmemeliydi. "Ah, anlaşılan Bay Helios'la bu konuda konuşmam gerekecek. Kızı da olsa bazı şeyleri buradan çıkarmamalı, değil mi?" demişti büyücü. Sözlerini söylerken çoktan yürümeye başlamış, değil mi derken yan gözle Lilith'e bakmıştı. Ama açıkçası bu konu büyücüyü gerçekten rahatsız etmişti. Kimilerine bu tavrı fazla idealist gelebilirdi ama işinin hayatında çok büyük bir yeri vardı.

Yol boyunca pek fazla konuşmamışlardı, ki Logan zaten pek konuşan biri değildi, bu yüzden sessizlik onu rahatsız etmiyordu, ama yanındaki cadının sıkıldığını anlamak çok da güç değildi. Sessizlik müzeye yaklaştıklarında bozulmuştu. Çünkü kapıda Logan'ı karşıladığında tanıştıkları güne nazaran farklı bir heyecan içinde olduğunu hissetmişti cadının ve aralarındaki tek ses botlarının karlarda çıkardığı ses olduğundan cadının bir beklentisi olduğunu hissedebiliyordu. Bu yüzden stajyerlik hayatından söz etmesini istemişti ondan. Fakat konu hiç anlamadan stajyerlikten Bayan Harvelle'ye gelmişti. Lilith içindeki nefreti kusmaya çalışırken Logan başını çevirip cadıya baktı. Kendini o kadar kaptırmıştı ki büyücünün ona baktığını fark etmemişti bile.

Lilith hala söylenirken Logan gördüğü manzara karşısında bir refleks olarak cadının omuzlarını kavrayıp kendisine doğru çevirdi. "Hadi gidelim buradan." diye mırıldandı. Lilith dönmeye çalışırken Logan'a karşı pek şansı yoktu ve Logan'ın da onu döndürmeye niyeti yoktu. Çünkü az önce nefret kustuğu kadın şuan babasının kolları arasındaydı. Lilith dönmeye uğraşırken büyücü bir yandan yürümeye çalışıyordu ki o sırada niye yapıyorum ki bunu diye düşündü, cadıyı biraz daha serbest bıraktığında o tarafa dönmeyi başarmıştı. Gördüğü manzara karşısında pek mutlu olmadığı oldukça belli olan cadıyı kolundan tutup içeri çekiştirmek zorunda kalmıştı büyücü.

Bir tablonun önünde durduklarında Lilith özür dileyip -ki niye özür dilediğini bile bilmiyordu Logan- müzeyi gezelim demişti. Tam o sırada bir patlama sesiyle birlikte tablo alev almıştı. İnsanlar çığlık atmaya, kıyafetleri tutuşanlar koşuşturmaya başladığında sol elinde asası olan Logan, sağ eliyle Lilith'in bileğinden kavrayıp kendisine doğru çekmek zorunda kalmıştı. Büyücü cadıyı yanan tablodan uzaklaştırırken cadı da atılan nidalardan yola çıkarak Bellatores'in işi olduğunu söylemeye çalışıyordu. Logan kısa bir sessizliğin ardından, salonu süzerken "Ben o kadar da emin değilim." diye mırıldandı.

Bay Helios alevleri kontrol altına almak için asasını sallarken genç büyücü de Lilith'i binadan çıkarmak için çıkış kapısına doğru yürüyor, yoluna çıkan alevlere aynısını yapıyordu. Seherbazlar çocukları binadan çıkarmaya çalışıyor, insanlar koşuşturuyordu. Salonu bir kez daha taradı gözleriyle bunu yapanı görmeye çalışıyordu, kadın Logan'ın olduğu yöne arkasını dönük olduğu için yüzünü göremiyordu büyücü ve aralarında koşuşturan insanlarda bu duruma pek yardımcı olmuyordu. O sırada önüne düşen büyük ihtimalle bir ya da ikinci sınıf öğrencisi olan küçük çocuk ağlıyordu. Eğilip asasını tutan eliyle çocuğu kaldırdı ve göz ucuyla Lilith'e baktı. 

 







Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t4435-logan-kim
Hugo Underwood
Seherbaz
Ϟ Rp Beğenileri : 10

avatar
Seherbaz
Dışarıdaki işi bittiğinde müze açılışına gitmek için yola koyulmuştu büyücü. Hiç gitmek istemiyordu ve bunun Lucifer'ın gıcıklık olsun diye yaptığından da oldukça emindi. Büyük ihtimalle Sınbira onu sürüklüyor o da yalnız acı çekmemeliyim diye düşünerek Leo ve Hugo'yu sürüklüyordu. Müzenin girişine yaklaştığında karşısından gelen Leo'yu fark etti. O sırada Lucifer ise girişteydi. İki arkadaş Lucifer'e doğru yaklaşırken bir araya gelmişlerdi ve Leo'nun da Hugo kadar burada olmaktan memnun olmadığı belliydi.

Üç adama Sınbira da katıldıktan sonra sohbet ederek içeri yönelmişlerdi. Fakat henüz kapıdan giremeden yükselen ses o sohbeti bölmüş. Üç seherbazın da ellerinde asaları içeri dalmalarına sebep olmuştu. Tabii Lucifer o sırada Sınbira'yı geri tutmak için emrini araya sıkıştırabilmişti. Ve bunun doğru bir karar olduğunu düşünüyordu Hugo da. Cadı iyileşeli epey olmuştu ama yine de bir başka yaraya gerek yoktu. Hugo, Leo ile beraber çocukları dışarı çıkarırken Sınbira da dışarı çıkarılanlarla ilgileniyordu. Hugo'nun gözü takılıp düşen bir çocuğa kaydığında gördüğü görüntü şaşırtmıştı büyücüyü. Esrar dairesinden Logan Kim çocuğu yerden kaldırmıştı ama asıl şaşırtan yanındaki cadıydı. Hugo hızla Lucifer'ın nerede olduğunu bulmaya çalıştı. Lilith'in bu kargaşa içinde olduğunu görürse kafayı yiyebilirdi.

İçerideki koşuşturmaca bitip dışarı taşındığında Hugo baş seherbazın yanına gitmişti. Büyücünün suikastçıyı kaçırdığı için küplere bindiği bariz belliydi ama Hugo bir şey demedi. Sessizce ortalıktaki tahribata göz gezdirdi ve ardından daha fazla dayanamayıp "Bu işte bir terslik yok mu?" dedi. Lucifer soran gözlerle ona baktığında Hugo da bakışlarını arkadaşına çevirip ardından gözleriyle etrafı tarayarak işaret etti. "Bellatores ne zamandır ortalığı yakıp yıkıyor?" diye ekledi. 

 









Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t4226-hugo-underwood#63096
Liliana Ivy Black
Büyüceşura Baş Hakimi
Ϟ Rp Beğenileri : 12

avatar
Büyüceşura Baş Hakimi
Sanat ve tarih, acınası insanoğlunun tek kurtuluşuydu Liliana’ya göre. Geçmişle bütünleşen sanat ise çok daha değerli, paha biçilemezdi. Önünde dikildiği tablo ise düşündüklerinin tam aksineydi. Varoluşsal ancak bir o kadar umut doluydu. Bunun nasıl mümkün olabileceği hakkında bir fikri yoktu keza düşüncelerinin kesinlikle örtüşmediği ressamın tablolularını pek beğendiği de söylenemezdi cadının. Daha fazla sahte mutluluğa katlanamazdı. Bezgin bir surat ifadesiyle ilerlemeye başladı. El yazmalarının olduğu kısımdan geçerken aklına tekrardan çocukluk hayali gelmişti. Eğer bir hakim olmasaydı mutlaka arkeolog olurdu. Bir büyücü için alışageldik bir meslek olmamasına rağmen deli gibi kazıya gitmek istediği günleri hala dün gibi hatırlıyordu cadı. Simyacılık yaptığı bir ara olmuştu gerçi. Arkeologluk ile kıyaslanamaz olsa da her gün farklı şeyler keşfetme çabası oldukça hoşuna gitmişti. Liliana en ilgisi çeken 112 taş dizitine ayrılmış özel alana geldiğinde duraksadı.  İngiltere’de ki ilk ziyaret ettiği neolitik yapı buydu cadının. Yanındaki bilgilendirmeye yöneltti bakışlarını. Böyle eserler hakkında fazlasıyla bilgisi vardı ama belki de bilmediği bir şey vardır diye hızlıca okumaya çalıştı. Okuması bittiğinde tek bilmediği şey paganların ayin için kullandıkları söyleniyordu. Yeni şeyler öğrenmek mutlu olmasını sağlıyordu sonuçta öğrenmenin yaşı yoktu. Daha fazla bu güzel müzeyi gezmek istiyordu yorulan zihnine rağmen. Belki de bir içecek almalı ve gezisine sonra devam etmeliydi. Tam kıpırdanacaktı ki arkasında duyduğu ses uzun saçlı cadıyı bölmüştü. Kafasını çevirdiğinde seslenen kişinin seherbazlık bürosundan Nastasia olduğunu görmüştü. Nazik bir gülümsemeyle karşıladı sarışın cadıyı. Taşlar hakkında o da ilgiliydi anlaşılan. Ortak bir konuları olmasına sevinmişti. Cadıyı büroya geldiği zamandan beri tanıyordu fakat malum olaydan sonra Liliana bir süreliğine açığa alınmıştı. Ardından geçen zamanla birlikte mesleğe geri döndüğünde eskisine göre daha fazla meşgul bir kadın olmuştu. “112 olması olayı daha da ilginç kılıyor. Tarihin en bilinmeyeni neden böyle önemli eserlerin hep 12 sayısını barındırması.” Yanına gelen Hogwarts öğrencisinin bilgilendirilmeyi okuması için geri adımladı hafifçe. “Nasılsınız baş hakim? Uzun süredir denk gelemiyoruz. Yoğun olduğunuz aşikar.” Anlayışlı bir şekilde başını salladı. Mevzular belliydi, hem bu zamanlarda yoğun olmayan bir Bakanlık çalışanı yoktu. Tabi, bir departmanın başını çekmek ve özellikle yargının başını çekmek her şeyden daha zor, daha önemliydi. Yine de çok iş konuşmak istemiyordu. “Lütfen bana Liliana de. Teşekkür ederim, şu sıralar biraz yoğun sayılırım ama bilirsin mesleğine aşık kadınlar için yoğunluk bir sorun değil.” Bu dediğini en iyi karşısındaki cadının anlayacağını biliyordu. Davaların genelinde gizli görevlerle ilgili davalarda sürekli birlikte çalışıyorlardı. Cadının bitmek bilmeyen bir enerjisi vardı Liliana gibi. “Katılmamak elde değil. Bunca meşguliyetin bizi deşarj ettiğine inanıyorum.” Cadının sözlerine kıkırdayarak devam etti. Biraz sohbet etmek iyi gelecekti. Aradan geçen vakitle birlikte Nastasia ile ettikleri hoş sohbetin ardından avluya gelmişti Liliana. Kalabalık bazen cadı için iç daraltıcı oluyordu. Sessiz bir köşede dinlenip turuna devam etmek istiyor ve belki Bakanlıktan görürse birkaç ahbabıyla sohbet etmek istiyordu. Cübbesinin cebindeki köstekli saati çıkarıp baktığında neredeyse iki saattir müzedeydi. Zamanın hızlıca akıp gittiğinin bile farkına varamamıştı. Elindeki içeceğin son yudumunu bir dikişte bitirdiğinde koyacak yer bulamamıştı. Oturduğu yerin boşluğuna bırakıp ayaklandığında içinden gelen seslerle irkildi. Bu gürültüde neyin nesiydi şimdi? “SCUTA DÜŞECEK! TÜM ÖRGÜT ÜYELERİ DE ONUNLA BERABER DÜŞECEK. BU DAHA BAŞLANGIÇ! GÖRECEKSİNİZ!” Anlam verememişti. Kabataslak duyduğu cümleler kulağında yankılandı. Mantıklı gelmiyordu. Ya eksik ya da ters giden şeyler vardı. İçeri gidip kontrol etmekte yarar var diye düşünüyordu cadı. Hızlıca içeri doğru ilerlerken etrafta kıvılcımların olduğunu görünce duraksadı.  Etrafta çıkışa doğru koşturan öğrenciler, başındaki profesörler ve bazı noktalarda seherbazlar vardı. Cübbesinin cebine attı elini. Asasını kavrayıp yardıma ihtiyaç olabileceğini düşünerek olayın merkezine yöneldi. Bu yangını başlatan kişi kaçıp gitmiş gibi görünüyordu. Peşi sıra gelen patlamalarla şüpheleri netleşirken hasar almadan ilerlemeye çalışıyordu cadı içeriye doğru.






:
 
:
 
You make me feel alive:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonardo P. Maqe
Seherbaz
Ϟ Rp Beğenileri : 5

avatar
Seherbaz
Nereden çıkmıştı şimdi bu müze merakı, bu kadar iş varken genç kadının tutturması ile ve arkadaşının onları da gelmeye ikna edici sözler *daha çok emirler* ile kendini müzeye gidiş yolunda bulmuştu. Hugonun da isteksizce geleceğine emindi bu açılış için, zaten isteksiz gittikleri için en azından biraz geç gidebilirlerdi, eğer arkadaşını ekecek olurlarsa kendilerini en anlamsız görevlerde bulacaklarına emindi. Belki de direk üzerine gelen bir ölüm laneti ile karşı karşıya kalacaklardı sırf şu müze yüzünden. Bu yüzden baş seherbazı ekme fikri hiçte cazip gelmemişti ikiliye. Arnavut taşı döşenmiş yollarda kadınların takırtılı ayakkabılarını dinlerken cebinden sigara ve çakmağını çıkardı büyücü. İçinden tek bir tane alıp paketi yine uzun keçe cübbesinin cebine koydu. Havanın soğuk olması üzerine kalın bir şeyler giymesini sağlamıştı şimdi sigaranın içine çektiği dumanı da sıcak bir şekilde içine sıcaklığı yayıyordu. Parmakları arasında tuttuğu sigarasını arada bir dudaklarının arasına götürürken etrafı da süzüyordu büyücü. Müzeye geldiğinde hemen karşıda Hugoyu gördü yüz ifadesinden pekte mutlu olmadığını görebiliyordu tam da tahmin ettiği gibi. Bakışlarını girişe çevirdiğinde Lucifer'in onları beklediğini gördü.

İçeriden gelen patlama sesi tüm kahkaları ve gürültüleri acı dolu inlemelere çevirmişti. Seherbazlar ellerinde asalar ile ne olduğunu anlamaya çalışırken Lucifer'in sözlerini duyup üç adamın da içeri dalması bir olmuştu. Baş seherbaz araya sıkıştırdığı emirler ile arkadaşlarını yalnız bırakıp bu olaydan sorumlu olan kişinin peşine düşmüştü. İki seherbazda çocukların güvenli bir şekilde çıkması için öğretmenlere yardım ediyorlardı. Leonardo dumandan etkilenmiş olan köşeye sinmiş yaşlı bir kadın gördü. Hemen yanına gidip kadını kaldırmaya çalıştı. "Derin derin nefes alın, iyi olacaksınız" dedi. Kadın Leonardonun sözünü gerçekleştirip nefes almaya çalışırken yavaş adımlar ile onu dışarı çıkardı. En ufak zararla atlatmaya çalışıyorlardı, müze oldukça fazla zarar görmüştü ama en azından can kaybı gözükmüyordu. Kadını dışarıda sağlık görevlilerine teslim ettikten sonra içeri geri daldı ve arkadaşlarının yanına gitti. Hugonun sözünü duyduğunda başını onaylarcasına salladı. Lucifer ile beraber darbe sırasında Bellatores destekçisi olarak darbeye katılmışlardı ama Bellatores'in daha önce hiç masumlara zarar verdiğini görmemişti.

 







Leonardo:
 
Love:
 

Auror:
 






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t2456-leonardo-lejant
Lorélai Thalia Garcia
Mitoloji
Ϟ Rp Beğenileri : 0

avatar
Mitoloji
Lorélai müzenin girişine cisimlendiğinde üstünü başını düzeltmek için duraksamıştı. Bir gün için fazladan bir kaç durak yapmış ve cisimlenmek artık bugün için çok zahmetli bir iş olmuştu. Öncelikle İtalya'ya gitmişti gündüzden işlettiği butiğin genel aylık kontrolü için. Uzak mesafelere cisimlenmek farklı coğrafyalardan, farklı coğrafyalara olduğundan bu bile başlı başına cadıyı yormaya yetmişti. Geri dönüşü de bir o kadar yorucu olan bu yolculuk yine de cadının davete icap etmemesine engel olamamıştı. İçinden bir ses sürekli burada bulunması gerektiğini söylemişti davetiyeyi aldığından beri. Sebebini henüz bilmese de keşfedecekti. Müzenin girişine baktığında derin sayılabilecek bir nefes aldı. Kapıya doğru ilk adımını attığında arkasında duyduğu sesle irkilip hafifçe başını çevirdi cadı. Gördüğü yüz karşısında bir nebze şaşkın bir hale bürünmüştü. Görmeyi beklediği son isim olabilirdi kendisi. Marques... Tanrım hala ne kadar da yakışıklıydı. Uzun yıllardır görüşmemişlerdi. "Bayan Garcia, bu ne büyük onur sizin görebilmek..." Uzanan elin kendi elini nazikçe kavramasına izin verdi cadı. "Kışın bile cam canlı bir çiçeksiniz ve diğer çiçekler sizi kıskanıyor olmalılar". Gülümsemeden edemeyen Lorelai kendine engel olmaya çalıştı. Geçmiş yarası veyahut gençliğiydi adam. Amerika'da olduğu zamanlar vaktinin çoğunu Marques ile geçirmişti. Ailesinin onunla yakınlığı bunda en büyük etkendi. Adamın her zaman üstünde farklı bir etkisi vardı. "Güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Her seferinde beni utandırmayı nasıl başardığınızı bilmiyorum." dedikten sonra adamın yol göstermesine rağmen durduğu yerde kalakalmıştı öylece. İçeriye henüz gitmek istemiyordu. "Açıkçası sizi burada görmeyi beklemiyordum. Karşılaşmamızdan dolayı memnuniyet duyduğumu da inkar edemem." Galeriyi turlamadan önce adamın buraya geliş sebebini dinlemişti. Marques ile sohbet etmenin geçmişe yolculuk etmekten pek farkı yoktu. Anıları bir bir gözünde canlanıyordu ve her seferinde içini burkan gerçeği hatırlıyordu. Yaş farkından öte adamın başkasıyla evli olduğu gerçeği. Hayatı boyunca acılara gülümsemeyi tercih eden cadı bugün içinde aynı şeyi yapacaktı. Ailesinden öğrendiği tek şey gülüp geçmek değildi, aynı zamanda karşılığını vermekti. Canını yakan her olay için... Ama Marques'ın da bir suçu yoktu dolayısıyla acı çekilmesi gereken bir mevzu yoktu. Bazı tünellerin çıkışı olmaması gibi.  Zaten birbirleri için yeterince canlarının yandığını gözü kapalı savunabilirdi. Bir noktada buraya gelirken hissettiği duygu Marques'i işaret ediyordu. Sadece cadı şimdi fark ediyordu. Daha burada olup olmayacağını merak ettiği için belki de bir kahve içmeye davet etmeliydi. Hem Hogwarts tebriği için nazikliğinin karşılığını ödemiş olurdu. Tam dudaklarını aralayacaktı ki patlama sesiyle bölündü. Epey şiddetliydi. O sırada Marques'ın yanında olmasının verdiği güvenle paniklememişti ve açıkcası babasının mesleği dolayısıyla buna oldukça alışkındı. Asasına bile uzanamadan asil adam cadıyı arkasına doğru almış, savunmaya geçmişti. "Üzgünüm Bayan Garcia ama gitmem gerekiyor, lütfen burada kalın size zarar gelmesini asla istemiyorum". Adamın sözlerini anlayışla karşıladı. Görev beklemezdi, insanların da yardıma ihtiyacı vardı. Marques'ın merdivenleri apar topar çıkmasını izlerken güvenli olduğunu düşündüğü bir köşeye geçti. Asasını her ihtimale karşı eline aldı ve beklemeye koyuldu. Dumanların yok olmasını bekleyecek ve ardından içeri de yardıma ihtiyacı olan var mı bakmaya gidecekti. Sakinliği ile birlikte umduğu tek şey içeride zararın fazla olmaması yönündeydi. Neyin, nesiydi bu patlamalar gerçekten merak etmişti.






like narcissus trembling in the wind
::
 
               
::
 


En son Lorélai Thalia Garcia tarafından 12.07.18 20:00 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lilith Helios
Cadı
Ϟ Rp Beğenileri : 14

avatar
Cadı


Asası ile etrafa müdahale etmeye çalışan Logan'ın aksine, olduğu yerde donakalmıştı Lilith. Daha babasının o kadınla olan ilişkisini öğrenmiş olmayı sindiremezken, birde bu saldırıya hazırlıksız yakalanmış olması iyice zihnini allak bullak etmişti. Sağlıklı düşünme yetisini kaybetmişti deyim yerindeyse. Logan olmasa, etrafa yayılan alevlerin içinde kaybolup gidebilirdi. Logan'ın endişe yüklü sesiyle neden öylece dikildiğini sorgulayan sözleri Lilith'in kulaklarında çınlıyordu ama bedeni hareket etmiyordu.  Daha fazla bağırmakla kendini yormak istemeyen büyücü tarafından kollarından tutulup, bu karmaşadan uzaklaştırmak için sürüklenmeye başladığında kendisine gelebilmişti. Dumanı solumamak için elini ağzına siper etsede ufak öksürük krizlerine engel olamıyordu. Logan ile birlikte çıkışa doğru ilerlerken, önden giden büyücü yollarına çıkan alevlerden yada kopmuş duvar parçalarından kurtulmak için asasını kullanıyordu. Kendi asası yanında olsaydı biraz daha iyi düşünebilirdi belki de.

Yetişkinlerin çoğu ilk şoku atlattıktan sonra cisimlenerek müzenin içindeki arbededen kaçmışlardı. Yaralı olan yetişkinler ve korkmuş Hogwarts öğrencilerinin yardımına ise seherbazlar yada cesur profesörleri koşuyordu. Lilith sonunda dışarı çıktığında ciğerlerine dolan temiz hava ile rahatladı. Kar taneleri, dağılıp berbat olan at kuyruğu yaptığı saçlarını ıslatırken, esen rüzgarla üşüdüğünü hissetti. Ama o his Logan tarafından omzuna koyulan ceket sayesinde azalacaktı. "Teşekkürler." derken, yaşadığı onca zorluğun arasında ona yardım eden ve babasının o anki boşluğunu dolduran Logan'a minnettar gözlerle bakıyordu. Genç büyücü ise dikatini verdiği noktaya, müzeye, gözlerini kısarak bakmakla meşguldü. Belki de Lilith'i bırakmak istemiyordu orada. Lilith ise farkında değildi ama, Logan'ın ceketinin içine giydiği gömleğin kol kısmına sıkı sıkıya tutunmuştu o sırada. Sanki büyücüden destek alıyor gibiydi.

Ettiği teşekkürün ardından aklına gelen bir soru ile bakışları yeniden müzeye çevrilecekti. "Babam nerede acaba ?" içerideki insanlara yardım etmek için uğraştığına emindi ve endişelenmeden edemedi babası için. İlk önce gözüne dışarıda yüzündeki korkmuş ifade ile etrafına bakınan Sınbira'yı fark etti. Kadının yalnız başına olduğunu görmek pek iyi haber sayılmazdı, babasının kesinlikle içeride olduğunun göstergesiydi. "Babam hala içeride olabi..." müzeye gitmek üzere atıldığı anda başladığı cümlesini tamamlayamamasının nedeni, yine görmek istemeyeceği bir manzara görmesi olacaktı. İçeriden sağ salim çıkmıştı ve sevgilisinin kollarına koşmuştu. Az önce korkuyla parlayan gözleri, hayal kırıklığı ile dolmuştu yeniden. Başı öne düştüğünde, epeyce kirlenmiş ve toza bulanmış ayakkabılarını inceledi. İyi olup olmadığını soran tiz sesi duyunca başını kaldırıp "İyiyim. Ama buradan gitmek istiyorum." dedi ve beklemeden merdivenlere yöneldi. Aynı ses evinin adresini soruyordu bu sefer gitmek isteyen cadıyı evine bırakmak için. Ama gitmek istediği yer kendi evi de değildi, babasıyla karşılaşmak istemiyordu bir süre. "Eve gitmeyeceğim." düşündü gidecek başka bir yeri de yoktu aslında, ama kafasına koymuştu gerekirse gider bir parkta uyurdu. "Bir arkadaşımda kalmam daha iyi olur. Sana iyi geceler." dedi ve ilerlemeye devam etti. Çok geçmeden omzunda ki ceketi hatırladı ve elleriyle çekip aldığı gibi sahibine doğru uzattı. "Bunun için de tekrar teşekkürler." konuşurken karşısındaki büyücünün yüzündeki ifade her zamanki gibi soğuktu, Logan başını hayır anlamında salladığını görünce şaşıracaktı Lilith.  

 







Herkes aya benzer, kimseye göstermediği karanlık yüzü vardır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t2460-lilith-helios-karakter-kart
Logan Kim
Daire Başkanı
Ϟ Rp Beğenileri : 7

avatar
Daire Başkanı

Büyücünün şuan istediği şey yanındaki korkudan koluna yapışmış ve beş dakika öncesinde ise zaten yeterince sarsılmış olan genç cadıyı bu yıkıntının içinden çıkarmaktı. Önlerine çıkanlara asasıyla müdahale ederken ilerleyen Logan cadıyı dışarıya çıkardığında dönüp müzeye bakmıştı. Hiçbir yara almayan yetişkinler birbiri ardına cisimleniyor, korkan öğrenciler bağırarak ağlıyor, seherbazlar, şifacılar ve profesörler oradan oraya koşturuyordu. Bakışlarını tüm bu karmaşadan çekip Lilith'e çevirdiğinde cadı gözlerini bir noktaya dikmiş bakıyordu ve bir yandan soğuktan titriyordu. Üzerinden çıkardığı ceketi genç cadının omuzlarına verirken bir yandan cadının baktığı noktaya göz ucuyla bakmıştı. Tahmin edileceği gibi gözlerini Bayan Harvelle'ye çevirmişti.

Babasının içeride olma ihtimaline karşı içeri tekrar dalmaya kalkan genç cadıyı durdurmak için tam kolundan tutup çekecekti ki cadı kendi kendisine durmuştu, çünkü tüm bu olaylar yaşanmadan önce gördüğü o manzara ile yine karşı karşıyaydı. Gördükleri karşısında bir hışımla müzeden ayrılmaya karar veren cadının peşine düşmüştü büyücü de. Genç cadıyı bu durumda yalnız bırakmazdı, korkmuş, üşümüş ve kırılmış. Bunları düşündüğünde ve cadının pek de inandırıcı olmayan arkadaşımda kalacağım sözlerini duyduğunda verdiği ani karar büyücüyü de şaşırtmıştı. Neden yapıyorum ki bunu, niye umursuyorum ki, ne zamandır birilerini umursar oldum diye düşünmeden edememişti. Bir nevi benliğini kaybediyor gibi hissettiğinden kötü de hissetmişti. Cadı ceketini vermek için geri döndüğünde başını hayır anlamında sallamış, çıkarmış olduğu ceketi tekrar omuzlarına koymuştu. Cadının bileğini kavrayıp babası burada görüp endişelenmeden önce çıkarmak için hafifçe çekiştirerek yön vermeye başlamıştı. "Önce bir şuradan çıkalım." demişti cadıya. Cadı şaşkın gözlerle büyücüye bakarken, Logan müzenin bahçesinden de çıkmış ve ilk gördüğü sokağa dalmıştı. "Arkadaşın olduğunu sanmıyorum." demişti düz bir şekilde. Bir an çok mu acımasız ve duygusuzcaydı diye düşünse de ben buyum niye düşünüyorsun bunları Logan diye kendisine kızmıştı. Kısa bir süre elleri pantolonun belinde yere bakarak düşündü. "Tamam şöyle yapalım," dedi bakışlarını genç cadıya çevirirken. "Steven zaten arkadaşın, o yüzden biz de kalabilirsin. En azından sokakta falan kalmadığına emin olurum." diye eklerken cadının endişeli bakışlarına "Annemi düşünüyorsan... Onun hoşuna gidecektir." demiş ve "Hem daha sonra baban-" sözlerine devam etmemeye karar vererek, yeterince fazla konuştum zaten diye düşündü ve sokağın sonuna doğru, insanların görmeyeceği bir yere kadar yürüdü cisimlenmek için.

 







Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t4435-logan-kim
Lucifer Helios
Baş Seherbaz
Ϟ Rp Beğenileri : 18

avatar
Baş Seherbaz


Ciğerlerine dolan tozun etkisiyle bir an afallamıştı Lucifer. Daha fazla etkilenmemek için sağ elini ağzına siper ederken, boşta kalan elini sağa sola sallayarak görüş açısını bozan tozu yok etmeye çalışıyordu. Kısık kısık öksürdüğünü biliyordu ama gürültü yüzünden çınlayan kulakları duymuyordu bunu tabi.  Gözlerini rahatsız biçimde kırpıştırırken etrafına göz gezdirdi, müzeden geriye kalan enkaz yığınlarından başka bir şey değildi artık. Ortalığı yakıp yıkan cadı kaybolduktan sonra meydana gelen 'intihar' patlamaları son noktayı koymuştu. Müze açılışı için özel planmış gibi görünen bu eylemin sorumluları Bellatores Örgütü üyeleri gibi görünüyordu, yada bir ihtimal öyle gösterilmek istenmiş de olabilirdi. Açıkçası sağlıklı bir karar vermek oldukça zordu şu durumda, o yüzden sorumluları düşünmek yerine açılışa gelenlerin güvenliğine odaklanmak en iyi seçenekti.

Bir süre, patlamadan etkilenenlere yardım ederek yada yaralananlara yardım etmeye gelen şifacılara yol göstermeye çalışarak vakit harcadı müzenin yıkılan duvarları arasında. İçerideki karmaşa dışarıya taşındığından emin olduğunda ise tanıdık bir yüz görmek için etrafına bakış atmaya başladı. Oradan oraya koşturmaktan üstü başı dağılan Leonardo'yu görünce koşar adımlarla arkadaşının yanına gitti Lucifer. "Manyaklar kendilerini patlattılar, aralarından birisi kaçtı sadece." dedi bağırarak, uğultu halinde de olsa kendi sesini duyabiliyordu. Biraz sonra Hugo'da yanlarına katılacaktı, onunda buraya geldiği ilk halinden eser yoktu.  "Bu işte bir terslik yok mu?" bu soru Hugo'dan geldiğinde kendisiyle aynı düşüncede olan arkadaşına meraklı bakışlar attı "Bellatores ne zamandır ortalığı yakıp yıkıyor?" diyerek konuşmasını devam ettirdiğinde, arkadaşının doğru bir noktaya parmak bastığını biliyordu. Ama daha fazla bu toza maruz kalmak istemiyordu. İçeride kimse kalmadığından emin olduğunda  "Hadi bizde çıkalım." diyerek seherbaz arkadaşlarıyla birlikte kendisini avluya attı. İlk işi onu dışarıda endişe içerisinde beklediği yüz ifadesinden belli olan Sınbira'ya sarılmak olmuştu. "Sen iyisin değil mi ? Merak etme biz iyiyiz." diyerek endişelerini gidermeye çalıştı sevgilisinin. "İçeride Hugo'nun da dediği gibi bu işte bir tuhaflık olduğu kesin, lakin elimizde bu yıkık duvarlardan başka bir şey yok. İçlerinden birisi kaçtı, diğerleri de kendilerini patlattılar." en azından birisini yakalamak iyi olurdu ama gökten bir anda düşen bu olay hakkında yapılabilecek bir şey yoktu. "Beni asıl endişelendiren, bu örgüt olaylarının yeniden alevlenecek olması. Basın çoktan yapacağı haberlerin başlığını düşünmeye başlamıştır bile." diyerek aklında gezinen asıl endişeyi dile getirdi Lucifer. Adras belasından yeni kurtulmuşken yeni bir olaylar zinciri daha yaklaşıyor gibiydi. "Ben önce eve.." üstünü başını gösterdi, dağılmıştı epeyce "sonra da bakanlığa gideceğim." dedi, halbuki Sınbira ile güzel bir gece geçirmeyi düşlüyordu. "Seni evine bırakmak isterdim lakin durumum pek müsait değil." diyerek izin istedi sevgilisinden. Dışarı çıktığından beri kadının belinde yer edinen elleriyle cadıyı kendisine doğru çekip alnından öptü. Ve bir an önce tere ve toza bulanmış kıyafetlerinden kurtulmak için evine cisimlendi.

 







"Gökyüzüne çıkacağım, Tanrı’nın yıldızları üzerinde tahtımı yükselteceğim."

☆:
 

☆☆:
 

☆☆☆:
 

☆☆☆☆:
 


yasak meyve:
 







Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t2444-lucifer-helios-karakter-kart
Sınbira Harvelle
Seherbaz
Ϟ Rp Beğenileri : 14

avatar
Seherbaz


Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu dışarı da kadın. Bir kaç yaralıya yardım ederken şifacılar ve diğer yardım edenler ile beraber yaralıları kontrol ediyorlardı. Çok geçmeden kadının birinden neler olduğunu öğrendi, örgüt meselesi olduğunu söylüyordu en azından öyle duyulmuştu. Atılan nidalar ve patlamalar, kim masumları hedef alırdı ki. Her zaman bakanlığın yanında olmuştu genç kadın, arada da destekleyen taraf ve tabi ki de bakanlığa hizmet ediyordu. İçlerinde hainler de yok muydu elbette vardı ama bu neydi, şimdi ki olay daha önce görülmüş ve söyleseler de inanmayacağı bir şeydi. Müzenin içine giremiyordu şu anlık ama belki de daha sonra bu olayı araştıra bilirdi tabi elinde ne kaldıysa. Genç kadın bir kaç kişiyle daha konuşmaya başladı hepsi aynı şeyi söylüyordu ama can havli ile kaçtıklarından sesin sahibini gören yoktu.En azından duyulan ses ile bir kadın olduğunu öğrenmişti, gerçekten de kadın mıydı bunu yapan örgüt olayları çok derin sırlar barındırıyordu ve bundan da şüpheliydi genç kadın.

Genç kadın etrafına bakınırken hem sevdiği adamı hemde arkadaşlarını arıyordu. Hala içerde miydileri, şifacılar yaralılar çıkarmış müze harabeye dönerken bir kaç duvar daha yıkılmasına neden oluyordu. Genç kadın endişe ile bir kaç kişi ile daha konuşuyor arada bir harabeye dönen binaya göz atıyordu. Kısa süre sonra beklediği yüzler enkazın içinden çıkmıştı. Genç kadın hızlı adımlar ile sevgilisine yönelirken o da ona doğru geliyordu. "Lucifer?" dedi cadı endişeli bir ses ile. Daha sonra arkadaşlarına döndü, üçünün de durumu iyiydi ama duman, toz ve ateşten etkilenmişler üstleri başları dağılmıştı. Kendisine sarılan sevgilisinin yüzüne baktı, elini yüzüne koyduktan sonra "Beni düşünmeyi bırak, oraya giren sendin" dedi kadın. Büyücü, kadının endişesini yatıştırmaya çalışırken kadın da olaylar hakkında olan sözlerini dinliyordu. "Yaralıların bir kısmı ile konuştum, kaçan kadın tabi gerçekten kadınsa kim olduğunu bilen yada gören olmamış ne yazık ki" dedi kumral cadı. Arkadaşlarına bakıp hepsinin yüzünde ki endişeyi gördü "Sizce bu örgüt meselesi yine mi patlak verecek?" dedi. Sevgilisinin basın hakkında ki yorumuna başını salladı, gazeteler ve dergiler çoktan bu habere manşet olarak yayınlamaya başlamış olması gerekiyordu, doğru yada yanlış onların kimi umurundaydı. Hayatları hiç bir zaman düzene girmeyecekti, yada sakin bir zaman geçiremeyeceklerini biliyordu. Daha ne kadar olmuştu ki şura da hastane de gözünü açalı ama İngilterenin kazanında ki seçenekler bitmezdi. Her atılan malzeme bir başka olayı doğururdu şimdi ise eski yıllar geri gelmeye başlamıştı. Büyücünün sözlerine onaylarcasına bakışlarını salladı kadın. "Sorun değil, bende pek eve geçmeyi düşünmüyorum bir kaç soruşturma daha yapacağım belki elde tutulan bir kaç bir şey bulabilirim" dedi. Büyücü onlardan ayrılırken arkadaşlarına çevirdi bakışlarını, onlarında halleri pek iyi değildi. "Sizde evlerinize gitseniz iyi olur" dedi gülümseyerek daha sonra kalabalığın içine karıştı bir şeyler bulabilmek için.
 







Sınbira:
 
Auror:
 

Auror Department:
 

Love:
 

My Love:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.hogwarts-rpg.com/t4135-snbira-harvelle-karakter-kart#
Marques Werner
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 0

avatar
Büyücü
İngiltereye geleli çok bir şey olmamıştı genç adam için. İş gereği gelmiş ve biraz kalmak istemişti doğduğu topraklarda. Aslında acil çıkmıştı iş olarak gelmişti hiç beklemediği bir olay karşısında hiç beklemediği bir yerde bulmuştu kendisini. Bura da ki bakanlık ile iletişime geçmiş ve suçlu olarak görülen adamı yakalamışlardı. Büyük bir dosyanın sadece küçük bir kısmıydı bu olay. Görgü tanıkları bu adamı tarif etseler de deliller başka bir adamı işaret ediyordu ama bu adamın da tam da tutuklanma emri verdiğinde ortadan kaybolması dikkat çeken başka bir olaydı.

Kiraladığı odanın banyo kısmına yöneldi genç adam. Kendisine çeki düzen verdikten sonra üzerini değiştirmek için giysi dolabına yöneldi. Takımlarından birini askıdan alıp üzerini giymek için hazırlandı genç adam. Kısa sürede hazırlandıktan sonra tekrardan kendini aynanın karşısında buldu. Saçını ve kıyafetinden son rötuşları yaptıktan sonra odanın kapısından çıktı. Sadece kafa dağıtmak için biraz hava almalıydı belki de şu son zamanlarda herkesin dilinde olan açılışa giderdi. Büyü dünyasının tarihi açıdan önemli olan açılışa. Londra sokaklarını adımlamaya başladı, soğuk havadan dolayı cübbesinin etekleri uçuşuyordu ve üzerilerine düşen kar taneleri cübesin de küçük lekeler bırakıyordu. Elinde bulunan siyah şemsiyesi ile yavaş adımlar ile ilerlemeye devam ediyordu genç büyücü. Cisimlenmeyi seçmemişti lakin biraz hava almak ve düşüncelerinden kurtulmak istemişti. Soğuk havayı içine çekerken boğazının acıdığını hissetti büyücü. Sanki bıçak gibi yarıyordu boğazını, müzenin yakınlarına geldiğinde gördüğü kişi karşısında şaşırdı. Kalp atışlarını ilk defa duyurduğu kadın tam karşısındaydı. Kadının yanına doğru yaklaştı "Bayan Garcia, bu ne büyük onur sizin görebilmek" dedi ve cadının elinin üzerine küçük buse kondurdu. Bakışlarını kaldırdıktan sonra "Kışın bile cam canlı bir çiçeksiniz ve diğer çiçekler sizi kıskanıyor olmalılar" dedi. Genç kadın ile sohbet ederken eskisi gibi hala kendisini cezbettiğinin farkındaydı. Ailesi yüzünden evlenmiş olmasaydı şimdi bu güzel kadınla evli olacaktı.

Büyük bir patlamanın ardından gelen sıra ile patlamaları duyunca büyücü genç kadının kolundan yakalayıp doğruca arkasına doğru çekmiş asasını da eline almıştı. Geç kalmasının ve sohbete dalmasının verdiği şanstı belki de bu, içeriden gelen acı dolu iniltiler ile insanlar dışarıya koşuşturuyordu. Genç adam arkasında ki kadına dönüp baktı, kadın şaşkın bir surat ifadesi ile kendisine doğru bakıyordu. "Üzgünüm Bayan Garcia ama gitmem gerekiyor, lütfen burada kalın size zarar gelmesini asla istemiyorum" dedi büyücü daha sonra da hızla merdivenlerden çıkıp içeriye daldı. Etrafı dumanlar sarmıştı ve bir çok şey yanıyordu. Bir kadının attığı nidaları duyuyordu büyücü ama kadının yüzünü bir türlü göremiyordu. "Bellatore mi?" dedi genç büyücü. Örgüt davası mıydı yine bu, bu örgüt olayı yüzünden bir çok kişiyi kaybetmişti Marqus başta da eşi geliyordu. Küçük kızı ve eşini kaybetmişti, etrafta bakınırken yavaş yavaş dumandan etkileniyordu, gözleri acımaya başlamıştı. Bir kaç seherbaz etrafta geziniyor neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. İngilterenin olayıydı bu ve büyücünün zamanı kısaydı. Örgüt olayının içine girmek istemiyordu sadece etraftakilerine yardım etmeye çalışıyordu. Büyücü hızla dışarı çıktığında etraftakilere göz attı, şifacılar etrafta yaralılara yardım ediyordu. Güzel kadını etrafta aradı onun nasıl olduğunu merak ediyordu, müze açılışına geç gelmesi kadının bu olaydan kurtulmasına neden olmuştu. Kadını görememişti büyücü belki de çoktan gitmişti.








Dark Angel:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Açılış - Büyücedünya Tarihi Müzesi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: İngiltere :: Büyücedünya Tarihi Müzesi-