Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
KARAKTER DEĞİŞİM ARACI
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
Şifre:

HOGWARTS: KAPALI!
TARİH: EYLÜL 1975

Paylaş
 

 satürn'ün ihtişamlı hüznü

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Iro Paraskevi
Cadı
Ϟ Rp Beğenileri : 28

Iro Paraskevi
Cadı

satürn'ün ihtişamlı hüznü 4GRZGL
saturn, sleeping at last
wait, m83

Minik bir kahkaha karıştı oksijenden yoksun karanlık havaya. Sarı saçlarını çekme gereği dahi duymadan dudaklarını bilinçsizce oynatan cadı takip etti onu. “Dört gündür uyumuyorsun Iro. Beni de uyutmuyorsun.” Doğrusu uyuyamıyordu. Yan yatağında yatan çekik gözlerini kırpmadan yanındaki boş iksir şişesine bakan Paraskevi’nin hiçbir mimiğinde az önce dudaklarından kaçan kahkahanın kalıntısı yoktu. Hissizlik denizinde yüzmeyi öğrenmeye çabalamış ancak boğulmuştu sanki. Kendini dalgalara teslim ederken acısız olmasını dileyemeyecek kadar donmuştu. Cenin pozisyonunda yattığı yatağa yalnız bir gözyaşı düşerken bir çığlık yükseldi yüreğinde. Son dört gündür kafasının içinde her bir sinir hücresi ayrı çığlık atıyor, bağırıyor, koşuşturuyordu. Kayıptı biri. Hiçbir zaman bulunmamış, tanışmamışlardı ancak kayıp olduğunu çok net bildikleri bir şey vardı. Hem o şeyin ne olduğunu hem de nerede olduğunu arıyorlardı.

Hava almak ister misin?” Odağını kaybetmiş bir çift kara göz önce kolunu sarsan ince parmaklara ardından uykusunu çatmış kendisine bakan maviliklere kaydı. İster miydi? Bilmiyordu. Bulmalıydı. Kayıp olanı bulmalıydı. “Bence ihtiyacın var.” O ince parmaklar bedenini doğrultuyor, gözlerinin içine bakmak için başını eğiyor ancak bakamıyor, tekrar tekrar kelimeleri uyuklayan beyninden çalmaya çalışıyordu.  “Ben…” Sonunda dudaklarından döküldüğünde buruk kelimeler yutkunmak istedi kısır arzusuna rağmen. Ağır ağır ayağa kalktı diğer cadının desteğiyle. Dudakları aralandı bir şey söyleme gayretiyle. Gayretinin doğurduğu bulanık bir perde retinasını kapladığında dudakları titredi. Hatırlamıyordu. Altı yıldır yanındaki yatakta yatan ve en yakın arkadaş sıfatını bütün ağırlığı ve yoğunluğuyla taşıyan sarışın cadının adını hatırlamıyordu. Beynindeki karmaşa bir saniyeliğine durdu. Herkes gözlerini kısarak sarışına baktı. Kaybettikleri ve belki ihtiyaç dahi duymadıkları o şeyi ararken yitirdiklerinin hesabını kimse yapmamıştı. Iro Paraskevi, aklını yitiyordu. Sakinliğiyle usulca ve aceleyle, bütün karmaşasıyla kaynayan o beş saniye cadıya dikmişti gözlerini. Cadı ise yutkundu kelimelerini, dudaklarını ısırdığı esnada. Uykuyla çatılmış kaşları yumuşadı hüznün ihtişamı altında. Iro, bakışlarını yere indirdiğinde kapıya yöneldi bedeniyle yatağa kenetlenmiş duygularının arasından kendine yol açmaya çabalayarak. Sarışın kuzgunun en yakın dostunu, son görüşü olacağını kimse bilmiyor, tahmin etmiyordu. Kolunda hissettiği sızıyla takip ettiği yorgun sırtı terk etti bakışları, bilseydi gerçeği terk etmez, bütün efsunuyla kendisine sarılan uykuya bu denli erken teslim olmazdı.  Kolundaki kırmızı el izini okşadı yatağa geçerken. Iro Paraskevi’nin koluna bıraktığı yardım çığlığını eliyle karalarken kalbine batan minik iğne dahi uykunun merhametli kollarında eridi.

Güçsüz bacaklarını sürüklediği kuleye geldiğini ancak gözleri tavanı kaplayan yıldızlarla buluştuğunda fark etti. Huzuru bulamayacağını biliyordu lakin sinirli duyguları kaybolan yegâne şeyin ne olduğunu yıldızlarda aramak istemişlerdi Iro’nun fikrini almaya cüret etmeden.  Gözlerine yansıyan soluk parlaklığa kaydı bütün dikkati. Adımını attığında ahşap parkelerin gıcırtısını işitemiyordu kulaklarına dolan iğreti sorulardan. Kaybolan şeyi bulmalıyız. Neden bir hayaletin yanına gidiyorsun? Derdin ne? Dişlerini sıkıyordu Iro kırma pahasına. Hayaletin yanına ulaştığında buruk bakışları herkesi susturdu. Yapamayacağını bilse de sadece hayalete ait olduğunu gördüğü esintiye dokunmak istedi parmaklarının ucuyla. Ağır bir şekilde dürbünün dibine oturdu. Dürbünün üstünde oturan hayaletle birlikte bütün sessizliklerini kusarak saatlerce izlediler yıldızları. Zihni günlerdir ilk defa yorgunluk hissini kabulleniyordu ve bunun neticesi olarak ise içindeki kavga hantallaşmıştı.

Bugün… Satürn görünebilir konumda. Tam yetmiş sekiz yılın ardından…” Kulaklarını okşayan kelimelerle Iro’nun bulanık bakışları hayaletin parlak yüzünü buldu. Sarı gözlerinin parlak görkemiyle gülümsüyordu. “Tabii ki yapay olmayanın da… Ancak profesörün gerçeğe uyumlu bir büyü yaptığına eminim.” İki cadının da en az birbirleri kadar canlı ve bir o kadar ölü bakışları tekrar göğe çevrildi. Tıpkı onlar kadar ölü, onlar kadar canlı olan göğe… “Birazdan gün doğacak ve hepsi kaybolacak, Satürn de.”, “Ah, hayır. Her zaman orada olacak. Senin göremiyor oluşun kaybolduğu ya da olmadığı anlamına gelmez.” Hayalet, gözlerinde saklamadığı bir anlayışla Iro’ya baktı ve devam etti. “Hala duyuyorum.” Iro’nun anlamayan bakışlarını takip eden saniyelerde gözündeki bulanık perde aktı bir çift gözyaşı olarak. “Çığlıkları” Bu kelime dudaklarından dökülürken tekrar bakışlarını tavana çevirdi. Iro, cadının çıplak gözlerle bakmasına karşın Satürn’ü görebildiğini hissediyordu. “Her şeye ara vermen ve durman gerektiği bir an vardır. O anı kaçırma.” Dürbünden inerek astronomi kulesinin balkonuna yönelen hayaletin beyaz elbisesini bırakmamakta kararlı olan esinti Iro’yu da peşinden sürüklüyordu çaba harcamadan.

Yakalayacağımı düşünmüştüm. Buradan…” Balkondan sarkan karanlığa baktı devam etmeden önce. “Kendimi bıraktığımda. Ama çoktan gitmişti.” Iro’nun bakışları hala karanlıktaydı. Onun için öyle bir an hiçbir zaman olmayacaktı. Yakalamak için bırakmamıştı kendisini ancak bitmesini istiyordu artık. Çığlıkların susmasını istiyordu. Hayalet tam o sırada sanki aklını okumuşçasına konuştu ağır ağır. “Ve hiçbir zaman susmadılar. O anı kaçırmanın cezasıydı sanırım.”, “Benim yakalayacağım bir an yok.” Kelimelerinin hayaletin ufak ancak tesiri güçlü bir kahkahayı dudaklarından sürüklemesi şaşırttı Iro’yu. Kaşları hafifçe çatılmışken parlak gözlere baktı. “Herkesin vardır ve bence… Seninki tam şu an, olması gerektiği yerde ve zamanda.

Güneşin ilk ışıklarını bedenlerinden önce zihinleri fark ederken son kez yıldızları izlediler ve sessiz kelimelerle birbirlerine veda etmeden evvel gözleri buluştu birkaç dakika. Dertleştiler sanki birbirlerinden habersiz. “En çok özlediğim şey ne biliyor musun? Ölebilme olasılığı…” Yüzüne yayılan dolgun gülümseme Iro’nun acısına dokundu tedirginlikle. “Sen… Özleyebileceğin başka bir şey bul.





uğurcan'a tişikkirler
satürn'ün ihtişamlı hüznü N1pA7a
karakter kartı, düşünseli

the world is cruel:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
satürn'ün ihtişamlı hüznü
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: 2018-2021 Mâzisi-