Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
KARAKTER DEĞİŞİM ARACI
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
Şifre:

HOGWARTS: KAPALI!
TARİH: EYLÜL 1975

Paylaş
 

 Alice is in Wonderland now...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Cletus Cynesige
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 20

Cletus Cynesige
Büyücü


6 Ocak 1973


Ingiltere, Hogwarts, Astronomi Kulesi


Önceki Rp : Follow The White Rabbit


Sonraki Rp : It's only you and lights, on stage Alice


Aurélien Rhodanthe
&
Cletus Cynesige

Alice is in Wonderland now... M2Zml4 x Alice is in Wonderland now... QVGmEj


En son Cletus Cynesige tarafından 29.05.18 3:45 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cletus Cynesige
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 20

Cletus Cynesige
Büyücü

Öğlen güneşi, bulutların arasından kendisine yer bulup açılmış olsa da, karları eritmeye gücünün yettiği pek söylenemezdi. Tek yarattığı şey, sıcaklık farkları yüzünden oluşan rüzgarları oluşturmaktı aslında. Astronomi kulesinin içinden geçen rüzgar, yarattığı sesle iç gıcıklıyordu. Bunun haricinde ortamı dolduran tek ses, Cletus'un tüy kaleminden çıkan sesti. Mürekkepli kalemin sivri kısmı körelmeye başlamış olacak ki, daha çok ses çıkartıyordu normale göre. Buna şaşırmak da saçmalık olurdu, önündeki sayfalar dolusu kağıtlara bakılacak olursa... Asma katın arka tarafında ise normalde gözükmeyen fakat bir cin heykelinin tılsımı sayesinde görüp girebileceğiniz gizli bir oda bulunmaktaydı. Bu odada ise, Üzerinde hala Cletus'un kanı olan bıçaklarla yatan bir kız vardı. Çiğ sarı saçları, kıyafetinin ve çarşafın da etkisiyle daha da açık gözüküyor, ve sarıdan çok hafif bir ton taşıyormuş gibi duruyordu yattığı yerde. Bembeyaz kıyafetinde tek bir leke dahi yoktu, bacaklarından birinde ise adamın kanları bulunuyordu. Demirin kokusu, ister istemez kanı seven sevmeyen herkesin dikkatini çekiyordu.

Güneş tam tepe noktaya vardığında, odanın bir özelliği olarak, yatan kişinin üzerine doğru alacaktı, varsa eğer güneş ışığını. Bu sayede uyanacağını biliyordu güzel kızın adam. Bütün gece çalıştığı için yorgunluktan çökmüş gözleri, yine angarya işlerini yaparken evraklardan ne kadar nefret ettiğini, bu hayattan ve bu işten ne kadar sıkıldığını hissettirebilirdi karşısındaki insana. Heyecanlı bir gecenin ardından bile çok hızlı bir şekilde bunalabiliyordu. Kızın başında, vücut fonksiyonlarının normale dönmesini de beklemişti zira. Bu olmasaydı, belki, İngiltere'deki evinde biraz dinlenebilirdi. Belki bir muggle'ı kıskacına alır ve evine kapatırdı? Kim bilir... Eğlenmekten bıkmasa da, canı sıkılıyordu adamın. Şimdi aradığı tek şeyin güç ve kaos olduğunu sanan kızın içeride uyanması ile biraz eğlenebilmeyi umuyordu en azından. Hemen başında bir Slytherin cübbesi ve odasından alınmış temiz kıyafetleri duruyordu kızın. Bunu yapmak için çok zahmet çekmiş sayılmazdı. Elbette soracağı sorularla bunları bir bir açıklamak istiyordu. Ya da belki, açıklamazdı? Bu gizem onu çıldırtır mıydı? Yoksa daha da mı kızıştırırdı merak ediyordu. Gizemlerden hoşlanan bir kadının neler yapabileceğini tatmıştı daha öncesinde...

"Günaydın..." dedi gıcık bir sesle, içeriden gelen tıkırtıların ardından adam. Olduğu koltukta kalemini kenara hafifçe bırakıp geriye, sandalyesine doğru yaslandı iyice. Gözlerini kapattı. "Geride kalan hayatının ilk gününe hoş geldin." dedi hemen arkasına hafif şizofrenik tınıda minik bir kahkaha bırakarak. "Biliyorum. Aynı zamanda hem çok ihtişamlı. Hem de çok sinir bozucu duruyor..." dedi iç çekerek güneşten için. Kızın suratına vuran güneş ışıklarına sitem ettiğini düşünüyordu zira. Eline asasını alıp masasına doğru ayaklarını çıkarttı ve iyice yayıldı koltuğuna. Asasının ucuyla oynuyordu bir yandan, "Kıyafetlerin, umarım sevdiklerindendir. Ben seçmedim, ama valizindelerdi..." dedi omuz silkerek. "O odaya kimsenin girmesine izin vermemiştim. Yani bir kez daha bana borçlusun, sevgili öğrencim." diye ekledi. Persephone, o odaya giremeyecek kadar sabırsızdı gerçi? Ve sinirli. Olmasa bile o kadarına izin verir miydi? Zannetmiyordu adam. Kendisini ayağı ile masadan ittirerek tekerlikli sandalyelerinden kalktı. Asasını cinin başına gelip dokundurarak aktif etti, neyle karşılaşacağını bilmeden. Yine de tek başına canı sıkılmıştı. Ve kız, onu eğlendirebilecek şifrelere sahip bir kaç özel kişiden birisi olabilmişti? Ne bulacağını bilmiyordu. Ne bulacağı da pek umurunda gözükmüyordu. Sadece eğlenmek istiyordu zira. "Umarım giyinm...."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurélien Rhodanthe
Slytherin
Ϟ Rp Beğenileri : 12

Aurélien Rhodanthe
Slytherin

 
Yaşamanın bir canlıya bahşedilen en büyük armağan olduğu söylenirdi lakin çoğu zaman yaşadığınızı zannettiğiniz bu hayat sahte bir cennete aralanan kapılar gibi önce sizi içine çeker, sonra kalbinize ve benliğinize ulaşır duygularınızı alırdı. Kayıplarınız en büyük acıları yaşatır, sizi sizden çalar ve her şeyi bilinmezliğe sürerdi. Sevginizi alır yerine nefretinizi, güveninizi intikama ve benliğiniz en büyük savaşınız olurdu hiçliğinizle. Aurélien ise hayatının savaşını veriyordu. Küçücük bedenine sığdıramayacağı o sonları yaşadığında kendine zaten yenilirken sevdiği, güveneceği ve tutunabileceği her şey bir hiçliğe çekilmiş kendinden bile vazgeçmeyi düşünmüştü, Aurélien Rhodanthe. Bir son olmuştu ve bir sonun en büyük başlangıcı…

Parmaklarını hızla gözlerinin üzerine götürürken keskin bir ışığın sarmalamasıyla ağrı vücudunu sarmış ve bedeni yabancı olan bu yüzeyde kıvrılmıştı dudaklarından dökülen küçük bir iniltiyle. Yine kırılan birkaç kemiği ve kendisinin bile sebebiyet vermediği olayların ortasında bulunmaktan sıkılmış bir şekilde homurdanırken kulaklarını dolduran güzel, tok bir tını şaşkınlığına bir yenisini daha ekleyivermişti. İçine düştüğü oyun, tehdit ettiği sıradan olmayan bir erkek ve şimdide bilmediği bir yerdeydi. ‘’Ah… Ne güzel bir gün.’’ Gözleri ışığa alışana kadar bakışlarını odanın geniş yüzeyinde çevirdi. Huzursuzluğun girmeye cesaret edemeyeceği kadar ferah yüzeyi eski zamanların ruhuyla dolmuş, güzel armonilerin yayılacağı bir pikap hemen yanında dizilmiş plaklar, birkaç kitap ve beyazın hakimiyeti altında en gizli mabede dönmüştü. Canlı tablolar, küçük bir bar ve mumlarda odayı tamamlarken böyle bir yerin ona ait olacağını düşünmek pekte olanaksız değildi. Gösterdiğiniz kişi ve olduğunuz kişiyle aranızda öyle büyük ayrımlar olurdu ki bazen siz bile asıl gerçekliği gözden kaçırabilir, hangi yüzün size ait olduğunu bilemezdiniz. Yüz, hangi yüzünden bahsedebilirdiniz ki? Genç kadın Cletus Cynesige’nin birçok yüzünü görmüştü. Güçlü oluşunu yaydığı enerjiyle ortaya koyarken korkusunu ve acılarını büyük bir bedelle ödemiş olduğunu düşünürdü gözlerine baktığında. Size ait olmayan günahların çıkarımı için bir kurban olurdunuz ve erkek büyük olanı seçmişti. Bir daha kırılmayacak, belki canı acımayacak ve üzülmeyecekti ifadesizleşen suretinin hissizliğiyle. Cletus Cynesige o büyük bedeli ödemişti güçlü bir şekilde ve bunu yaparken en büyük varlığından, hislerinden vazgeçmişti.

Bir mermeri andırabilecek kadar kusursuz hatlarından süzülen kumaş tenini açıkta bırakırken parmaklarını kıyafetlerine doğru uzattığında duyulan ses telaşa kapılmasını sağladı hızla üzerine çektiği küçük bir kumaş parçasıyla. Sol tarafında çırpınan bir kuş karnında bir kasılmaya sebebiyet verdiğinde gözleri şaşkınlıkla irileşmiş, bilse bile beklemediği erkeği karşısında görmek… Tüm düşünceleri birbirine girmiş ondan utanmadığını ve çekinmediğini söylerken duyguları karmaşıklıkları, ne zaman aralarında birbirlerini bu kadar sık görebilecekleri bir bağ olduğunu sorguluyordu. Daha birkaç saat önce onu tehdit etmiş ve onu görebildiğini söylemiş şimdiyse tüm gerçekliğiyle karşısında duruyordu. ‘’Biz… Neredeyiz?’’ Sözleri dudaklarından dökülürken en masumane düşüncesi çevrelerini sarmış, sesinin titrememesine minnettar kalmıştı. Parmaklarını saçlarının arasından dalgın bir şekilde geçirirken dudağını usulca dişlerinin arasında hapsetti. ‘’Ben ne olduğunu hatırlamıyorum. Biri hafızama müdahale etmiş gibi, anımsayamıyorum...’’ Başını düşünceli bir tavırla sallarken parmakları arasındaki küçük kumaş bedenini örtmeye yetmiyor, her hareketiyle biraz daha kayıyordu teninde. Böyle bir şekilde görülmesi onu endişelendirecek bir durum olmazdı ama karşısındaki erkek onun için farklıydı. Hem tanımadığını düşündüğü, hem de çok iyi tanıdığını hissettiği biri olurken onu şaşırtan ve bazense bilinmezliklerden çıkmayan… Birbirlerine yabancı iki ruh… Adımlarını usulca erkeğin yanındaki ahşap masada duran kıyafetlerine doğru atarken hemen yanında durmuş ve başını kaldırmıştı gözleriyle buluştuğunda gözleri. ‘’Kimsenin giremeyeceği ve göremeyeceği mabedinizde bulunmak…’’ Kimsenin göremeyeceği bu yönünüz ve hisleriniz benim için en büyük sırlarımla kalacak. Gülümsemesi yüzünde şekillenirken sözlerini tamamlayan düşünceleri de usulca yerini aldı.
 

 

 




Alice is in Wonderland now... YqJYvM


Spoiler:
 
Spoiler:
 

Spoiler:
 
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cletus Cynesige
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 20

Cletus Cynesige
Büyücü

Karşısında gördüğü manzara karşısında bir kaç saniye duraksamıştı. Kıvrımlarından düşen güneşi takip etti gözleriyle. Gözlerinin içinde de sezilebilen kararlı gülümsemesini takınmıştı. Genellikle bu gülümsemeyi takındığında olay, yerde, duvarda, masasında ya da yatağında iki vücudun bir oluşuyla biterdi. Bu sefer farklıydı gerçi. Öğrencisi olduğunu unutmayacaktı kızın, en azından bir süre için... Yine beyaz tenlilere duyduğu hassasiyeti fark etti kendince. En son ne zaman fark etmişti sahi? 'Kızıl rahibe...' Kızın ister istemez dikkatini çeken dudaklarına gözlerini devirdi adam. "Eminim kalacaktır..." dedi hafifçe endişeli bir tonda. Zira kızın oyun oynarken yanmaktan korkacağı yoktu. Zira, yakacak birisi varsa, o da kızdı. Yakarsa da yanacaktı, her ne kadar hatırlamasa da bir gece önceki olayı. Ceketini düzeltti, iç çekerken. Ona doğru bir adım atarak üzerini örtmeye çalıştığı kumaşı elinden alıp bir tarafa fırlattı. Kızın ellerinden elbisesini aldı. Gözlerini gözlerinden ayırmadan dizlerini çöktü. Kıyafetini iyice kıvırarak altına doğru getirdi. Gözlerini dizlerine kenetledi bu sefer. Bu, Cletus'ca, 'Bana güven' demekti aslında. Önce bacaklarından birini dizinden büküp narince kucağına doğru aldı. Kan kokusu onu cezbetmiş içindeki kıvılcımları alevlendirmişti. Teni her ne kadar temizlenmiş olsa da, kendi kanının kokusu, hala bacaklarında sabitti. Kıyafeti etrafından geçirdi pürüzsüz bacaklarının. Ardından diğer bacağını kıyafetin ortasına yerleştirdi onu. Üzerine doğru yükselerek çıkarttı ve giydirmişti. Askılarını kollarından geçirirken ağır ve emin adımlarla arkasına doğru geçti, sağ elinin işaret ve orta parmağı karnından beline doğru iç gıcıklayıcı bir çizgi çekerken. Bu parmakları, fermuarını tuttu, ve yukarı doğru çekti. Adımlayarak odanın girişindeki cübbeye doğru gitti. Tam askılığından tutarak, cübbeyi kıza doğru tuttu.

"Umarım bir dahaki gelişin asamın ucunda büyüyle olmaz bu odaya." dedi usulca. Gerçi, bir daha gelebilecek miydi, onu da bilmiyordu. Bir an düşündüğünde bunun çok farklı bir anlama daha çıktığını düşünmüş fakat umursamamıştı. "Durduk yere bayıldın." dedi katı bir ses tonuyla. Omuz silkerek arkasını dönüp masasına doğru adımlamaya başladı. "Sırrına baki kalabilmek için seni hastane kanadına götüremezdim." Koltuğuna oturdu ve tekrar kızın olduğu tarafa döndü. "Kendimden başkasına da güvenemezdim." Ellerine masasının üzerindeki sigaradan bir tane aldı. Önce yakacaktı. Sonra vazgeçip tekrar masasının üstüne doğru attı, diliyle sağ üst dişleriyle oynarken. "Her neyse. Uzun bir süredir baygınsın. Açsan büyük salonda yemek devam ediyor olmalı." dedi bakışlarını masasının üzerine çevirerek. Umursamaz gibi yapıyordu. Kendini geri çekmek güzel bir yöntemdi, karşılıklı dansta. Bir rest gibi. Eğer karşı taraf buna uyarsa olay büyümeden kapanırdı elbette. 'Ama ya uymazsa..?' İşte o kısım işin eğlenceye bağladığı kısım. Dansın başladığı, yine yeni ve yeniden...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurélien Rhodanthe
Slytherin
Ϟ Rp Beğenileri : 12

Aurélien Rhodanthe
Slytherin

 
Parmaklarını usulca saçlarının arasından geçirirken şaşkınlıkla kalkan kaşı yüzündeki ifadesizliği ortadan kaldırmış ve dudakları küçük bir soluğu dışarı atmak ister gibi aralanmıştı. Çıplaklığın her zaman en şeffaf şey olduğunu söyleyen Adras’ın bunu ne anlamda söylediğini her zaman düşünürdü. Berrak bir su gibi olduğunu söylerken her zaman açık olması gerektiğini dillendirirdi Aurélien’a. Gerçekliğiniz ve düşüncelerinizle sevdiğiniz şeyleri koruyabilmenin daha kolay olduğunu inandırdığında her şeyi değiştirmeyi başarabilmiş, işte o zamandan sonra Aurélien Rhodanthe tekrardan varoluşunu tamamlayabilmişti. Tüm varlığının sevdikleriyle çöküşünü görmüştü ancak onu tekrardan bu hayata taşıyan şey sadece sevgi olmuş, en güçlü yanı en büyük lanetiyle bütünleşmişti. Tenine değen parmaklar hiçbir zaman bir yabancı olmamış gibi hissetmesini sağladığında temkinle dokunmuştu bilinmeyen her bir noktasına. Yasaklanmış gizlerle dolu diğer bir sayfaya geçerken neler olabileceğinden habersiz iki iris birbirleriyle buluştuğunda bunu birbirlerine açıklamak istiyorlar ancak bu soyutlukların tek somutluğu olurlarken inançsız evrenlerinin tek sihri oluyorlardı. 

Bilmediğiniz şeyler bildiklerinize oranla sizi hayata tutunmak ve hislerinize bağlı kalmak adına her zaman bir adım öteye taşır, merak tehlikeli bir hal alırken haz ve diğer duyguları da beraberinde sürüklerdi. Birine güvenmenin ne demek olduğunu çok geç deneyimleyen genç Rhodanthe bunu sadece onu büyüten kişiye hissedebilmişti ve karşısındaki erkek güvenini kazanmaya çalışıyor gibi aralarındaki sırlarla dolu bağın sadece kendilerine özel olmasını sağlamıştı. Kim cesaret edebilirdi ki bu ikilinin arasına girebilmeye? İkisinin de büyücü dünyası için ayrı ayrı büyük birer tehdit olduğu düşünülünce, ikisinin de hiçbir suçu olmadan sadece insanların yaptığı şeyler yüzünden en büyük günahkârlara dönüşmüşler, en sevdikleri kişiler yüzünden yaşadıkları bu hayat onlar için sahte bir cennete dönüşmüştü ve seçemeyecekleri o hayatın tek varisi olarak kalmışlardı. Daha doğmadan onlar için karar verilen bir hayat ve yaşamın temelleri atılırken kendilerini anlatamamışlardı bile. ‘’Geçmişte yaşanılan şeylerin gizli kalmasını istemek suç olmamalı, değil mi?’’ Gülümsemesi güzel yüzünü aydınlatırken içten bir şekilde bakışlarını erkeğin gözlerine doğru çevirdi. Çoğu kişi tarafından korkulan biri olurken Aurélien için merhametle arınmış iki parlak yıldızın en güzel ışıltılarıydı. ‘’Bazen geçmişimiz bizi bırakmaz ama benimle bir alakası bile yokken bu olayların…’’ Aurélien Rhodanthe, mutlu olan her şeyin bir sonu ve bu sonun kötüye gittiğini her zaman deneyimlemişti ama bir son olmadan bir başlangıcı göremezdiniz, işte o zaman iyi ya da kötü olan gerçeklik sizi, benliğinizi ortaya çıkarırdı. Merak ediyordu karşısında duran erkeği, onu burada tutanın ne olduğunu... Birbirine tanıdık bir hisle sarınmışlar, gökyüzü gözlerine yerleşmiş maviliklerin seremonisiyle içine doğru salınıvermişti bir anda ama ruhların yabancılığını örtmeye hiçbir şey yetmemişti. Yalnızlıkları kayıpları olmuş, bilinmezlikleri ise umutları… Adımlarını usulca erkeğe doğru atarken bakışlarını korkusuzca gözlerine uzattı. ‘’Ben sadece Aurélien’ım.’’ Dudaklarından dökülen sözler havanın üzerinde uçuşan birkaç toz zerresi ve yapraklar yaz ayında onlara kışın sükûnetini sermiş, göğe açılan dalların üzerinden bir duayla aidiyetlerine dağılmışlardı. Onlar kadar hür olmayı dileyen kalbi bir hışımla çırpınırken sözlerinin samimiyetiyle çıkıvermişti bilinmeyenler yerlerinden. ‘’Kendi benliğinize ait bir parçanın açılmasının ne kadar zor olduğunu biliyorum.’’ İfadesi her şeyi bir anda bozabilecek kadar temkinle erkeğe uzanırken tüm masumiyetiyle odayı gösteren zarif eller iki yanına düştü. Ona ait bir yerde olmak, bunu Aurélien ile paylaşması her şeyin daha da ötesinde geliyordu. Duygularını kendinden gizleyemeyeceği kadar aklı karışırken adımlarını biraz daha erkeğe doğru yaklaştırdı ve aralarındaki mesafeyi en aza indirgedi. ‘’Yaptıklarınızı unutmayacağım. İyi ya da kötü her şey bizimle beraber…’’ Dudaklarından dökülen acı dolu bir inleme tüm bedenini sardığında hızla parmaklarını erkeğin kollarına doladı ve bir yay gibi gergin vücudunun çözülüşüyle bıraktı usulca kendisini kavrayan ellere. Sıcak teni tüm bedenini sahiplenici bir şekilde kavrarken kollarını erkeğin bedenine doğru sardı acıyla. Ne olduğunu anlayamadığı bir acı tüm bedenini esir alırken belki de bununla baş etmesinin tek sebebi Cletus’tu. Parmaklarını erkeğin boynuna sararken başını usulca göğsüne bastırdı. 

 

 




Alice is in Wonderland now... YqJYvM


Spoiler:
 
Spoiler:
 

Spoiler:
 
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cletus Cynesige
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 20

Cletus Cynesige
Büyücü

Kızın, gitmeye ikna olmamasını bir kaç saniye içinde fark etmişti, bakışlarını önünde duran belgelere çeviren adam. İrkildiğinde kulakları, ürperdiğini işaret eden minik bir titreme yaşamışken bakışları, ancak üst ucunu görebildiği kulenin giriş kapısına kilitlenmişti bu sefer. Daha geçeli bir kaç gece olmuştu, sıkıcı günleri bu şatoda, zira, Seph, ona yine teslim olmuştu, öldürmek gibi bir fırsatı varken. Kadının kokusunu hala hatırlıyor oluşu bir kaç defa birlikte olmuş olmalarından mı kaynaklanıyordu bilinmez, fikirlerinde birden fazla kadın varken bu reddedişin tehlikesini hissetmişti. Ağzının içinde bir şeker varmışçasına sulandı içi, adam düşünürken istemsizce çıkarttığını fark ettiği ön çenesini yerine tekrar yerleştirirken, usulca. Sesi, gitmeyeceğini onaylar nitelikte bir kararlılıkla çınlamıştı kulaklarında. Tek kaşı havada, aniden döndü kıza. Yan bakıyordu elbet, vücudunu çok hareket ettirdiği söylenemezdi. Ama kızın bakışları, gözlerinin içineydi. En az tınısı kadar kararlı. Adını bir kez daha iliştirdiğinde cümlelerinin sonuna, yüzüne ince bir tebessüm yayılmıştı Cletus'un, sadece gözlerinin içinden okunabileceği. Kızın dudaklarından çıkan cümle, sesteş, Cletus'a başka bir anlam ifade etmişti. Alenen, yanacağı taktirde yakacağını da belirten kız, Cletus için zevkli bir meydan okumaydı. İlk defa bile bile yangınına giden kişi değildi Cletus için, ama bir şey farklıydı, öyle ki gidişatı değiştirebilecek kadar farklı. Bildiği birisiydi karşısındaki. En az kendisini bildiği kadar, halbu ki, kaç gündür tanıyordu sarışın güzeli? Attığı her adım, tenine daha önce dokunmuş kadınların çığlıkları gibiydi. Kimisi intikâm, kimisi şehvet dolu...

Bütün çıplaklığını, fiziksel ve ruhsal olarak gördüğü ve hissettiği bu kız, şimdi ona itiraf etmek isteyip kendisini, -en azından bir kısmını- tutabildiği duygularını gizleyen cümleyi, korkusuzca itiraf etmişti. 'Açık kartlar...' diye geçirdi içinden, aldığı haz ve mutluluk vücudunda en ufak bir tüy bile oynatmazken. Uzun bir zaman olmuştu, kartları açık birisiyle karşılaşmayalı. Aslında bakarsanız, hayatında 'aşkı' olduğunu bildiği tek kadının bile sırları olmuştu ona karşı. O ana kadar gizemlerle sevişen adamın, kızın gözlerinde gördüğü açık kartlar, hala giz perdelerini aralamayacak kadar da kapalıydı aslında. İki yanına düşen ellerinden birine eli gidecek gibi oldu ki ani bir karar değişikliği ile dirseğini koltuğun yanına dayadı. Dudaklarına götürdü parmaklarını. Kafası karışmış şekilde gözükmek yapmak istediği şeydi. Başta blöftü elbette. Diğer eliyle kapıyı kilitledi, nazikçe, kulağına dolan cümle ile, kızın arası kapatmasının ardından. Blöf olarak yapmak istediği şeyi, istemsizce, gerçekten yapmıştı bu sefer işte. Kendisini durdurmaya çalışıyordu kurt kızın sesi. 'Vicdanını, bu kadar yitirmiş olamazsın?' diyordu, hayal kırıklığı içinde. Yapmaması gereken bir şeydi. Yapmaması gerekilen bir yerde. Kızın hareketleri ise, sadece kendisi gibiydi. 'Ya vicdanını artık sen kontrol etmiyorsan?' dedi kendi kendine. Ayağa kalkacakken, kızın gözlerinde okudu esareti.

Ellerine yığılan bedenini, göğsüne doğru alıp yumuşatarak az önce oturduğu yere tekrar oturmuş bir şekilde buldu kendini. Yüzündeki zıpkınlık ifadesi nolduğunu çoktan çözmüş bir adamın sükunetine sahipti. Kızın tırnaklarını hissetti, ensesinde. Bir diğerini, tam böbreğinin üzerinde... Ellerini dizinin altından geçirerek tekrardan yatağa doğru götürdü, bütün ağırlığı üzerinde olan bedeni. Yatağa usulca bırakırken onu sol elini kızın sol bacağının içerisinde duran yaraya bastırdı. Nefesi hızlanan kızın eli Cletus'un eline yapışmıştı bastırdığında başparmağını yaranın üzerine. Gözleri kısıldı adamın. Yaraya bastırdığı parmağının elinin avcunun içine kızın elini alıp, büyük bir güvenle karnına doğru götürdü. Sonra iki ayak bileğinden tutarak kızın dizlerini iyice havaya dikti. 'Morarmış...' Açılmış yaraya doğru usulca soktu başını. Dizinin altını, usulca sağ omzuna doğru almıştı. Kalp atışlarını hissedebiliyordu. Kasıklarındaki gerilmeyi, ısıyı... Yaraya doğru dilini götürdü ve dilini bastırdı en ucuna. Usulca geriye doğru çekildikten sonra dudaklarını büzerek yere tükürdü ve hışımla ayağa kalktı. Odanın girişinde, derslik tarafında duran dolaptaki çekmeceyi açtı. Çekmece, büyük bir şangırtı çıkartmıştı. Fakat bu ses, sadece şişelerin birbirlerine çarpma sesleriydi. Birden masasının üzerinde duran asaya doğru yöneldi bakışı, adımladı ve hızlıca alıp geri döndü. Gözüne kestirdiği şişeyi eline alıp çekti ve kıza döndü. Dudaklarını bile oynatmadan yaranın üzerinden geçirirken asayı, kanları, temizleniyordu, kenarlara doğru. "Bu sıkı bir bandaj gerektiriyor" dedi kararlı bir şekilde bacağına doğru bakarak kızın. Asasından rastgele çıkarttığı yeşil renkte pamuksu kumaşı tutup yaranın etrafına sarmaya başladı, sert bir şekilde. Sarılmış yaranın üzerine, elindeki şişenin içindeki sıvıyı çıkartıp asasıyla yedirmeye başladı bandajlara. "Zehirli..." dedikten sonra derin bir nefes verdi. "Görüldüğü kadar kusursuz dans edememişsin demek ki..." dedi yüzünde hafif bir tebessümle. Bu elbette bir eleştiri değildi. Onu öyle görebilmek için, tekrar zehirlenmesini pek tabii göze alabilirdi. Sadece, az önce yaşadığı gerginliği atmaya çalışıyordu. Tabii bu yaranın gerginliği gibi gözükebilir. Yaşadığı asıl gerginlik, vicdanını elinde tutup tutamayacak olmanın gerginliğiydi. Kendisine ters düştüğü için de en az o kadar sinirleniyordu oysa ki... "Merhaba ben de Cletus. Bitkibilim ve İksiri olağanüstüden aşağıya düşmemiş olan Cletus..." dedi egosu tatmin olmuş bir şekilde gülümserken. "Seni hem nefes nefese bırakıp, hem de nefeslerini sana bahşedebilen..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurélien Rhodanthe
Slytherin
Ϟ Rp Beğenileri : 12

Aurélien Rhodanthe
Slytherin

 
Geçmişin hep tekerrürden ibaret olduğunu söylerlerdi lakin Aurélien için geçmiş hiçbir zaman üzeri kapatılamayan sırlarla dolu bilinmezliklerin tümünü oluşturuyordu. O zaman anlamıştı geçmişin sadece orada kaldığını, dönemeyeceğini, dönse bile bir şeye müdahale edemeyeceğini… İrislerinden akan bir damla masumiyetin pürüzsüz tenini yakıp geçişini hissettiğinde parmaklarını soluk kapılarının hemen üzerinde acıyla kıvrılan dudaklarına doğru götürdü çıkacak küçük bir sesi bile önlemeye çalışırken. Acının ölüme en yakın hissiyatları çağırdığını düşünürdü Aurélien, katlanamadığınız, hayatınızı büyük bir sona bırakmayı düşündüğünüz o zaman sevdiğiniz herkesi ve her şeyi unuturdunuz zihninizdeki tüm gizleri çağırır bitmesini dilerdiniz. Bilmediğimiz hissiyatları, bilmediğimiz bedenleri hayallerimize sığdırıp bunu hayatın ta kendisine kavuştururduk ve bir isim bahşederdik, yaşam…

Güvenebilmenin ne kadar zor olduğunu belleğine kazımaya başladığında yaşadıklarından mı yoksa kendine ördüğü bir duvar mı engel olurdu birine karşı olan içtenliği ve samimiyetine, bilemiyordu. Büyük acıları, kayıpları ve ardından koştuğu umutları kaybedişini kaldıramayacak kadar naif bir ruhu olduğunu düşündüğü zamanlar için kendine hala gülebiliyordu Aurélien Rhodanthe, benliğine dokunan o günahkârlıklardan kaçabileceğini düşündüğü zamanları tekrardan istemişti ancak bunu ne kaldırabilecek güçteydi ne de acıların sonunda ölebilecek biri… Bu yüzden bir ruhun rahatlıkla yapamayacağı kadar yaşama tutunmuş ve şimdi bir yabancının elleri arasında acısını dindirmesini umut ediyordu. Cılız bir soluk ciğerlerini genişletmeye çalışırken bakışları kendisininkiyle buluşan tedirgin irislere doğru çekildiğinde korkuyu kendi gözlerinden almış gibiydi, asaleti içinde cesur bir korkak oluvermişti sanki Cletus. Ağır bir kasılmayla bedeni sarsılırken bacaklarından kasıklarına doğru ince bir yol izleyen acı tahammülsüzlüğüne doğru ilerliyordu. Temkinle yarasını inceleyen parmaklar bilmediği bir yere gelmiş gibi duraksadı ve yaraya doğru bastırdı parmaklarını, dudaklarından acıyla karışık bir inleme çıktığında hızla erkeğin ellerini kavradı. Zamanın ve mekanın gitgide bulanıklaştığı, gecenin ve gündüzün bilinmezliklere karıştığını hissediyordu acısına kenetlenen parmaklara tutunduğunda. Birçok duygunun karmaşasının altında ezilmiş hissizleşmeyi bekliyordu sanki. Başını geniş yüzeye sertçe bastırırken etrafındaki kırılma seslerine aldırış etmedi, gözlerini usulca kapattı ve sadece güzel şeylere odaklanmaya çalıştı. Altında ezilen yumuşak kumaşı, tenine sarınan ılık bir esintiyi, gülüşlerini ve umutlarını…

Erkeğin alaycı gülümsemesine karşılık vermeye çalışan dudakları naif bir şekilde kıvrıldığında yarasının zehirli olduğundan bahsetmişti ve bu acıyı küçümseyecek kadar kendine dikkat etmediği için olduğunu niteleyen birkaç anlam daha yüklendi gecelerine. Parmakları bir mabedin üzerinde olduğundan habersiz, gözleri sırlarla dolu bir kuyuya hapsolmaktan korkmuyormuşçasına cesarete bürünen naif erkeğe baktı. Yüzü tekrardan mutlu olacağı kadar yalınlaştığında bedenini biraz gevşetti soluk soluğa, ismi işitselliklerini onurlandırdı becerilerinden memnun bir şekilde homurdanırken bir önceki geceyi unutmuşlardı, bir sonrakini de belki… ‘’Merhaba, ben de Aurélien…’’ Sesindeki yorgun ve mezzo tonu umursamadan sözlerini havada bırakırken duraksadı şekillenen dudakları. ‘’Kim olduğunu tahmin edebileceğiniz ancak hiçbir zaman emin olamayacağınız kişiyim. Belalardan asla uzak duramayan…’’ Gülümsemesi melodik bir hale dönüştüğünde canının yanmasıyla kasılan bedeni ve bacaklarını gergin bir hareketle kendine çekerken yüzüne doğru gökyüzünden süzülen bir yıldızın yeryüzüne inişine tanıklık etmişti. ‘’Aurélien Rhodanthe… Merhametinizi görebilecek, ona erişebilecek en büyük umut…’’ Anlamlandırmaya çalıştığı düşünceleri onu bilmediği bir efsuna sürüklüyordu kendi kontrolünden çıkan benliğini bulmak adına. Parmaklarını usulca göğsüne doğru çekerken sol tarafındaki kanatları durdurmak istiyor, az da olsa aklını bulanıklaştırmamasını diliyordu. ‘’Dilerim ki, bu soluk sizin pişmanlığınız olmaz.’’ Sözlerindeki gerçekliği, yeşeren umudu ve benliğini çıkartmasını sağlayan erkeğe doğru baktı. ‘’Belki başka bir hayatta, başka bir zamanda…’’
 

 

 




Alice is in Wonderland now... YqJYvM


Spoiler:
 
Spoiler:
 

Spoiler:
 
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cletus Cynesige
Büyücü
Ϟ Rp Beğenileri : 20

Cletus Cynesige
Büyücü

Renkler karışır bazen. Ve en keskin gözlerle gören dahi kör olur Dünya'nın ahenginde. Dünyadan çıktığınızda ise neredeyse hep tek düzedir gezegenler. Ya parlak bir turuncu, ya bir hale, ya da buzlarla kaplı bir yüzeyin mavisi. Görünmeyen ufuklar prensi, bir prensesi elinde tutsa iyi... Ama bilinmez ki, Amphitrite'ten beri bu adam sadece bir deli. Ne bulacak kadar kendisini ne de hissedecek kadar çehresini. Kendi adımlarını daha hafifçe attığını gördüğü iki kadının arasında gidip gelmenin endişesi, hiç bir zaman yaşamadığı kadar gerçekçi... Gözlerini kapattı bir an için, bir kadın, kızıllar içinde, ne verdi? Açtığında gözlerini, ciğerlerinden çıkan nefesi, adeta kızın esareti... Dizginlediği bütün hislerini bir an için kasılan bacakları ile kendisine çekti. Ve adam, kızın üzerinde, ışıkları solduran tutulmalar gibiydi... Bütün bir nefesi, heyecanlı ama bir o kadarda sakin, ancak ve ancak uçsuz bucaksız bir meltem gibi... Bakışları esareti bitirendi, lâkin yenilerinin habercisi. Bir an için tenleri dokunduğunda, ikisi de hissetmişti uçsuz bucaksız kraterleri. Yüzeyi buz gibi bir yıldızın, pür ve pak, defalarca kez meteor yağmurlarında kalmış, kraterlerle dolu, masmavi fakat sıcacık bir gezegenle buluşması kaçınılmazdı. Bazen bir karadelik, bazen aydınlık... Anlamak zordu elbette, ama kız için değil. Her ikisi de biliyordu aralarındaki tek şeyin ayna olduğunu...

Bir adım sonra içinde yaşadığı alevleri ateşleyen bir asit yağmuru başlattı kızın sözleri. 'Pişmanlık...' Oysa ki çoktan sorunlarından uzaklaşmıştı adamın zihni. Yine yüzeyinde yangınlar başlatan kadın, işte yine soğutan... Artık kalmamıştı şüphesi. Suratına yayıldı, yine o alaycı gülümsemesi, kızın nefesine ramak kala sürekli dudaklarla, gözleri arasında gidip gelen iki çift göz buluştu bir anda. Dişlerini göstermekten alıkoymamıştı kız kendisini. Her nasıl yaktıysa, biliyordu söndürmesini, karşısındaki adam gibi. Çoktan birbirini arzulamış ruh ikizi... Çoktan tek vücut olmuştu ikisi... Birbirlerini tamamlamaları içten bile değildi. Bir okyanusun gel giti gibi buluşuyordu tenleri. Onlar sadece bakışıyordu... Bir mehtap ve bir deniz gibi... Ama onlar hala, sadece bakışıyordu. Dokunmuyordu tenleri, hiç bir parçası o an için. Sadece gözleri geziyordu birbirlerinin üzerinde. Birden ani bir şey olmuşçasına buluştu ikisinin de gözleri. Derin bir nefes alarak hafifçe geriye çekildi Cletus, "Başka bir hayat yok sevgili Alice..." dedi ardından tek kaşını kaldırarak. Kendisini hızla geriye itip doğruldu. Tekrar üzerine kapanacakmış gibi yeleğini çıkarttı, tek hamlede iki düğmesini de açarak, sert bir şekilde. "Bu  kalan hayatının ilk günü." Cümlesi biter bitmez, tek adımını yataktan aşağıya doğru attı. Bir diğerini de onun biraz gerisine. Yeleğini hafifçe yatağın ayakucuna bıraktı. Yakasını düzeltip kollarını katlayarak, "Fakat haklısın. Belki de başka zaman..?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurélien Rhodanthe
Slytherin
Ϟ Rp Beğenileri : 12

Aurélien Rhodanthe
Slytherin

 
1973, 7 Ocak
Günün ilk saatleri

Gerçekçiliğin üstünde olan spiritüel bağlamları her zaman hissederdiniz ancak bilerek ve isteyerek bunun içine girdiğinizde işte o zaman deliliğiniz, dahiliğinizin tam bir yansıması olurdu. İçsel savaşınızın en büyük kahramanı ve düşmanı karşı karşıya gelirdi hayatınız akmayan bir zamanın içinde hapsolduğunda bildiğiniz ve bilmediğiniz şeyler yol gösterici olmaktan çıkar sadece deliliğinize bırakırdınız ruhunuzu ve aynı deliliğiniz sizi götürürdü hislerinize.  Bir çıkışa ulaşmak isterdiniz, sizi sonuca ulaştırabilecek nihai bir karara ancak bu hiçbir zaman olmayacaktı. Sonunu bildiğiniz şey başlangıcınız, bildiğinizi zannettiğiniz şeyler tekerrürünüz ve ışığınız olacaktı. Bu sefer aklını bulandırmamaya kararlı olan Aurélien, gizemlerle dolu iç dünyasını en az onun kadar benzer olan bir diğerine açacak ve bilinmemesi gereken her şeyi yerinden çıkararak geçmişin taşlarını bir bir yerinden oynatacaktı.

Aynadaki görüntüsüne aldırış etmeden saçlarını bir kumaş parçasının içine hapsederken ardına doğru uzanan bakışları geniş yatağa ve oradan odanın huzurlu mimarisine kaydı. Taşıdığınız hatta giydiğiniz şeyler bile ruhunuzun en gizli köşelerinden benliğinizi ele verirdi çoğu zaman ve karanlığında boğuluyormuş gibi hissettiği bu adamın aslında sadece dış görünüşünün böyle olduğunu anlamıştı Aurélien Rhodanthe. Karanlık hiçbir zaman kötü olmak değildi, tıpkı aydınlığın da berrak olduğundan dolayı temizlik ve saflık olmadığı gibi. Karanlık Cletus Cynesige’nin asaletiydi, farklı merak ve tutkusuydu… Derin bir solukla ciğerlerini doldurduğunda bakışlarını erkeğin kusursuz çehresinden çekti parmakları arasındaki ipek kumaşı üzerine doğru usulca örterken. Güven büyük sorunlardan bir tanesi olurdu her zaman ve bu iki büyücünün en büyük problemiydi, bilmeden öyle bir güvenle sarınmıştı ki ruhları savunmasız olduklarını bile bile güveni seçmişlerdi. Parmakları arasındaki melek bıçağı ailesinin varlığını belki de unutmamasını sağlayan tek şeydi, onlardan kalan en büyük yadigâr… Usulca masanın üzerine bırakırken tüm ihtişamıyla parlaklığı kendini belli ediyor ve her an üzerindeki melek onu korumak için yerinden vazgeçecekmiş gibi duruyordu. Usulca adımlarını öne doğru attığında zor sayılabilecek birkaç adımı geride bırakırken gülümsemesi büyüdü. Dönmemek üzere gitmiyordu, bazı şeyleri anlamlandırmak için…

‘’Baharın güze dönüştüğü, ayın ışıklarının çılızlaştığı zaman gecenin ölümünde… İyi ve güzel dileklerimle.’’
Aurélien Rhodanthe.

6 Ocak

İnip kalkan göğsü telaşla bir şeyleri anlatmaya çalışır gibi daha da hızlandığında bakışlarını sadece erkeğin gözlerine sabitlemiş, suretinin aldığı her bir ifadeyi ezberine bırakırken gölgelerinin en büyük oyunları oluvermişlerdi. Birbirlerine o kadar yakın ve o kadar uzaklardı ki… Gözleri birbirlerini tekrardan bulduğunda anlamlandıramadığı her şey geri dönmüşçesine heyecanlanmasına engel olamamış, dudaklarından dökülen sözler işitselliklerinde belli belirsiz anlamlara dönüşmüşlerdi ama eğer bildiği bir şey varsa, o da bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı.

Kusursuz tenini aralayan kumaşın tenine sarınışını izlerken adımları biraz daha aralarına mesafe koymuş ve yatağın hemen kenarına ilişmişti bir parçasını daha bıraktığında… Geride bıraktığınız her şey geç olsa da size dönerdi ya da dönmesini isteyerek bırakırdınız. Peki, şimdi ne olacaktı? Bıraktığınız şey aitliğini bulduysa ve asla dönemeyecekse, dönerse kalamayacaksa… ‘’Güzel düşlere sarılı bir gece dilerim.’’ 


RP SONU.
 

 

 




Alice is in Wonderland now... YqJYvM


Spoiler:
 
Spoiler:
 

Spoiler:
 
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Alice is in Wonderland now...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: 2018-2021 Mâzisi-