Bellatores
Döneminin Baş Seherbazı, Ezekiel Harris tarafından kurulan örgütün anlamı Adaletin Savaşçılarıdır. Resmi olarak 1970 yılında kurulan ve kendisine bu ismi veren grup, aslında 1960 yılından beri gizliden gizliye varlığını sürdürmektedir.
Bu topluluk, tek bir amaç için kurulmuştur; adalet. Sihir bakanı Austin Hudson’ın adaletsizce sürdürdüğü 35 yıllık hükümdarlığa ve insanların inatla yok saydığı diktatörlüğe dur demek için, özgürlükçü ve yenilikçi bireylerin bir araya toplanmasıyla oluşmuştur. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
Scuta
Ingemar Byström tarafından ‘Düzenin Kalkanı’ adı altında kurulmuşlardır. 1970 yılında, Bellatores gibi güçlü bir örgütün ortaya çıkışı ile, birnevi mecburiyet sebebiyle savunma gücü olarak ortaya çıkmıştır.
İlk kuruluş amaçları düzeni (Bu vesileyle aslıda Sihir Bakanı ve bakanın inançlarını) korumak olsa dahi, çoğu üyenin katılım amacı doğrultusunda daha nebze Bellatores’u ortadan kaldırmak şeklinde amaç kayması oluşmuştur. Buna rağmen liderleri Byström, bu amacı reddederek tüm isteklerinin halk tarafından demokratik yollarla beş kere seçilmiş olan bakanı ve bununla beraber düzeni korumak olduğunu birçok kez belirtmiş, belirtmeye devam etmektedir. # Devamı İçin TIKLAYINIZ!
KARAKTER DEĞİŞİM ARACI
♣ Karakter Değiştir ♣
K.Adı:
Şifre:

HOGWARTS: KAPALI!
TARİH: EYLÜL 1975

Paylaş
 

 Göç Mevsimi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Valéria Éloïse Barthélemy
Sihir Basın & Yayını
Ϟ Rp Beğenileri : 26

Valéria Éloïse Barthélemy
Sihir Basın & Yayını

Barthélemy Mansion but French Version


Göç Mevsimi 5bf621864f6f2571b0b279f1465b7b79
Göç Mevsimi C57331d78a6907ab43cf6d8a568dbe4aGöç Mevsimi 715dda1d33a2530938d3893b0c9e602e
Göç Mevsimi C7YA5EKVwAASmgPGöç Mevsimi Gold-drawing-room-at-ballyfin-nr-slieve-bloom-mountains-ireland-conde-nast-traveller-20march15-bill-phelps


1975, Hogwart'sın açılmasından bir hafta önce, Fransa


“Sebastian, hadi gidiyoruz artık!” Allison’un sesi. “Merak etme anne, ben kardeşime çok iyi bakarım.”
Koca malikanede yankılanan koşuşturma sesleri... Son güne bırakılan nasihatler, toparlanamayan valizler. Benimki çoktan kapıya götürülmüştü, geceden hazırlamıştım. Çok bir şey almamıştım zaten: günlüğüm, kitaplarım, burada bize alınan kıyafetlerden birkaçı... Uykusuzdum biraz, bugünün heyecanından uyuyamamıştım gece. Önemli bir gün bugün. Eve dönüyoruz. Üzerime siyah bir palto geçirmiştim, İngiltere soğuk olabilirdi bu tarihte. 4 yılda değişmediyse tabi. Sabahın erken saatlerinde gitmeye karar vermiştik, amcalarımız en güvenli saatin bu sıralar olduğunu söylemişti. Doğru biliyorlardır, sorgulamamıştım. Tek istediğim geri dönmekti.

Son bir kez baktıktan sonra bir daha dönmemek üzere -en azından uzun süreliğine- çıktım odamdan ve zorla alıştığım o göz kamaştırıcı geniş merdivenlerden ana salona indim. Camlar ve kapılar sonuna kadar açılmış, ön bahçenin geniş ve yemyeşil manzarasını gözler önüne seriyor, aynı zamanda da serin bir esintinin evin içinde dolaşmasına sebep oluyordu. Marcel’in benden önce inmiş, kapıda halamızla konuşuyor olduğunu gördüğümde derin bir nefes alarak yanlarına ilerledim. Selam verdim ancak herhangi bir şey söylemeye niyetim yoktu. Gider ayak sorun çıkarmak istemiyordum, yakışıklı yeğenine söyleyeceklerini söyleyip bizi yalnız bırakmasını umuyordum. Ne konuştuklarını dinlemedim bile, bu kadının sesini duymaktan gına gelmişti artık.

Kuzenlerimizin hazırlanmasını bekliyorduk. Onlar, bizim kadar gitmeye hevesli değillerdi tahmin edileceği üzere. Güzelim saraylarını ve ailelerini bırakıyorlardı arkalarında. Harika olmasa da birbirine ne olursa olsun sahip çıkan, yalnız bırakmayan, terk etmeyen bir aile. Bana bu birkaç senede anlattıkları onca hikayeden sonra babama niye bu kadar sinirlendiklerini anlamakta zorlanmıyordum, onlar için en önemli şey bir olmaktı. Babam ise tanımadığı bir yabancı uğruna onları karşısına almıştı, affedilmeyecek bir davranış.

Düşüncelerimi toparlayıp etrafımda olup bitene ilgimi verdiğimde kuzenim Parfait’nin de artık yanımda durduğunu, diğer ikisinin de yanımıza doğru yürüdüklerini gördüm. Sorun olup olmadığını kontrol amaçlı Parfait ile Marcel arasında çevirdim gözlerimi bir iki kere, hiç anlaşamıyordu bu ikili. Bu, Marcel’in dediğim dedikliğine karşı Parfait’nin karşıtlığından kaynaklanıyordu anladığım kadarıyla. Benim de Marcel’e karşı çıktığım oluyordu aslında ama biz doğduğumuzdan beri beraberiz. Sanırım bana katlanması bile böylesine zorken, ona göre “bebe” sayılabilecek birinin kafa tutması dayanılamayacak bir şeydi. Yani, Hogwarts açılmadan önce birlikte geçireceğimiz ve birkaç dakika içinde başlayacak olan bu bir haftada arabulucu gerekiyordu ikisinin sorunlarını çözmek adına.

Artık herkes toplanmıştı. Bir kısmımız merdivenlerde, bazılarımız tırabzanlara yaslanmış şekilde girişe yayılmıştık. Babaannem içeriden yavaş adımlarla yanıma gelip iki elini kollarıma yerleştirdi. Kolunu kaldırdığında gömleğinin bileği aşağı sıyrılmış, mücevherleri ortaya çıkmıştı. Gözlerimin içine bakarak “Dikkatli ol kızım, kendine her zaman hakim ol. Barthélemy adına yakışır davran.” dedi Fransız aksanıyla. Güldüm, ama içimden. Suratımdaki ciddi ifadeyi sürdürmek, birkaç yılda öğrendiğim yeteneklerimden biriydi. Şu adımıza ve duruşumuza olan takıntıları insanı hasta ederdi. İstedikleri gibi davranmasak bizi aileden atmayı bile değerlendirebilirlerdi, eminim. Alttan almayı ve dediklerini onaylamayı öğrenmiştik, daha iyi bir şansımız yoktu çünkü. Ama Marcel’in ne düşündüğünü biliyordum, o da beni. İşte bu yüzden tam da o sırada babaannemin topuzunun arkasından, ikizimin gözleriyle gözlerimiz buluştu. Onda da hemen buradan gitme isteği vardı, görüyordum.

Kibarca gülümsedim ailenin tamamına. “Size ne kadar teşekkür etsek az kalır.” dedim içten ama kısaca. Marcel ne söylenmesi gerekiyorsa söylerdi zaten onlara. Benden daha güçlüydü bu konuda.

Sonunda bütün vedalaşmalar tamamlandığında, küçük amcamız beşimizin yanına geldi ve onun talimatlarıyla küçük bir daire oluşturduk. O da bizimle gelecek, ortalığı kontrol edecek, evi yaratmamız konusunda yardım edecek ve güvenliğimizden emin olduktan sonra dönecekti geri. Bir anahtarla gidecektik eski evimize, 1 dakikadan kısa bir süre içinde orada olacağım düşüncesi korkutucuydu. Ne vardı acaba şimdi evin yerinde? Küller uçup gitmiştir, peki geriye ne kalmış olabilir? Yeni ağaçlar yetişmiş midir, eskileri büyümüş müdür? Şimdiye kadar hayal ettiğim gibi miydi acaba? Geri dönme kararı aldığımızdan beri kendimi en kötüsüne hazırlamaya çlaışıyordum aslında, ama insan ne yaparsa yapsın umut etmekten vaz geçemiyor. Çimenlerin yemyeşil büyümüş, çiçeklerin rengarenk açmış olmasını, arsanın koca bir yalnızlık içinde beklemiyor olmasını umuyordum.

Ortamızda, tutmamız için uzatılan Barthélemy amblemli kupaya baktım. Valizimi sıkıca tuttum, kardeşime son bir kez baktım ve onun elini kupaya dokundurup şekil değiştirdiğini gördüğümde, içime dolan cesaretle ben de anahtara dokundum.




Göç Mevsimi Valimza

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Allison Darci Barthélemy
Hogwarts Çalışanı
Ϟ Rp Beğenileri : 1

Allison Darci Barthélemy
Hogwarts Çalışanı


Bir adım, bir adım daha ve bir adım daha... Sürekli odasında bir aşağı bir yukarı yürüyordu Allison Nedendir bilinmez içinde anlam veremediği ya da çözemediği bazı şeyler vardı. Çok değil daha birkaç gün önce yine aynı şeyleri yaşamıştı. Düşüncelerinden sıyrılıp kendini yatağına bıraktığında derin bir nefes aldı ve tavana bakmaya başladı. Neden baktığı ya da ne olacağı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu.  Belki de yangın yüzündendi.

Oysa ki her şeyin üstesinden kolayca gelebilme konusunda herkesten daha başarılıydı.  En korkunç olanı da hislerinin büyük ölçüde doğru çıkması idi. Genç cadı bu durumdan nefret etse de alışmıştı artık.

Yataktan kalkıp yüzünü yıkadıktan sonra  kardeşini uyandırmak amacı ile  banyodan çıktığında herkes hala eşyalarını toparlamakla meşguldü. O da toplamıştı aslında ama önceliği kardeşine yardım etmekti. Yüzünde gülümseme ile  kapıyı tıklattığında ''Hadi Sebastian gidiyoruz. Hazırlanmadın mı daha '' diye seslendi neşeli bir ses tonu ile. Onunla  yine aynı okulda olacağı için o kadar mutluydu ki tarif edemiyordu bile.

Annesi şifacı olduğu ve ona sürekli yardım edip bu işleri öğrendiği için gidiyordu aslında Hogwarts'a. Hem de kardeşine göz kulak olmak içindi. Sebastian o kadar iyi kalpli biri idi ki ne zaman zora gelse korkudan bayılıyordu. Allison bunlara alışmıştı yıllar boyunca fakat yine de her şeyi sağlama almak istiyordu o kadar.  Kardeşinin hazırlandığını gördüğünde kendi bavuluna alıp büyük merdivenlerden aşağı inmeye koyuldu.  Herkes bir yerlere yaslanmış birbirini bekliyordu. İngiltereye dönme fikri  onu biraz üzse de  yine de sakinliğini korudu.  

Saat tik takları malikanenin  içinde ve dışında duyulmaya devam ederken ortalarına uzatılan kupaya baktı. Sonrasında herkes gibi o da  elini koydu ve saniyesinde kendini kül olmuş malikanenin önünde buldu. Olanlar film şeridi gibi gözünün önüne geldiğinde ağlamasına engel olamadı bir süre. Bütün bir emek  harcanan saatler bir yangınla yerle bir olmuştu.

Meydana gelen yangında bir çok can kaybı olmuştu. Marcell ve Valeria ise sağlam bir şekilde yangından kurtulmuştu ve onların yanına getirilmişti. Ancak ailenin dışında bunu hiç kimse bilmiyordu. Bir süre saklanma fikri daha cazip gelmişti onlara. O kadar travmadan sonra onları suçlayamazdı tabiki. Böyle bir şeye şahit olmak kolay değildi. Elindeki bavulu yere bıraktığında bir süre daha yaşlı gözlerle kül yığınına baktı. Sonrasında yanında duran kardeşinin elini tuttu güç almak istercesine. Ne olursa olsun bununda üstesinden geleceklerine emindi.





Göç Mevsimi NQaiznGöç Mevsimi NQacdM
''Riddle me this, riddle me that, who's afraid of the big, black bat?''

Spoiler:
 

Spoiler:
 

Spoiler:
 

Hufflepuff:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sebastian Barthélemy
Hufflepuff
Ϟ Rp Beğenileri : 1

Sebastian Barthélemy
Hufflepuff
Sebastian unuttuğu herhangi bir şey var mı diye odasına ve listesine iyice baktı. "Hadi Sebastian gidiyoruz. Hazırlanmadın mı daha?" Ablasının neşeli sesini duyduğunda artık hazır olduğuna kanaat getirmiş odasından çıkmıştı. Aslında o eve gitmek istemiyordu çünkü geçmişi çok da iyi değildi. Hele ki kuzenlerinin o zamanlarını hatırladığında bir titreme ele geçiriyordu çocuğun bedenini. Zaten evde kalacağı süre boyunca ablasının yanından ayrılması söz konusu bile değildi. Ablası korurdu onu değil mi, kesinlikle korurdu. Zaten evde geçireceği süreden fazlasını Hogwarts'da geçirecekti. Bu sene ablasının da okulda olacağı gerçeği içini gerçekten ferahlatmıştı. Tam odasının kapısını kapatacağı sırada camından gelen sesle tekrar odasına girdi. Tabi ya Chloe nasıl unuturdu sevimli şişman baykuşunu. Zavallı hayvanı içeri alıp ihtiyaçlarını göreceği sırada aklına baykuşunu en son Rachael'e gönderdiği geldi ve tam bu sırada zavallı baykuş hiç yorulmamış gibi bir de yanında getirdiği kağıdı aldı ve baykuşu kafesine koydu. Yüzündeki büyük gülümsemeyi bozmadan özenle eşyalarının en üstüne koyduğu kadife kaplı kutuyu çıkardı ve yine aynı özenle mektubu kırıştırmadan diğerlerinin yanına koydu. Sonunda baykuşu ve -kimsenin içinde ne olduğunu asla bilmediği- kadife kaplı kutusu da hazır olduğunda aşağı indi. Herkes bir yerlere yaslanmış onu ve ablasını bekliyordu. Babaannesi de gelip yüzünü şefkatle okşadıktan sonra sonunda vedalaşma seremonisi bitmiş ve bahçeye çıkmışlardı. Sebastian önce uzatılan kupaya sonra da ablasına baktı. Güven veren bir gülümsemeyle karşılık aldığında gözlerini kapattı ve kupaya dokundu.


Değişik hissettiren bir eylemin ardından ablasının elini tuttuğunu hissetti. Önce ablasının yüzüne bakmak için kafasını ablasını çevirdi ve gözlerini açtı. Ablasının dolu gözlerini ve yüz ifadesini gördüğünde baktığı yere bakmak gibi güçlü bir istek vücudunda can buldu. Gözlerini malikaneye çevirdiğinde gördüğü kül yığınıyla birlikte bilinci kapanmaya başladı ve ablasının kollarına yığılıverdi.




Göç Mevsimi LXIgks
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Auguste Marcel Barthélemy
Sihir Basın & Yayını
Ϟ Rp Beğenileri : 49

Auguste Marcel Barthélemy
Sihir Basın & Yayını

Tüm evde bir karmaşa vardı ve ben sakince koridorda yürüyüp saatime baktım. Daha vardı gitmemize. Eşyalarımı toplamıştım çoktan. Normalde aşırı dakik bir adam değildim ancak İngiltere'ye geri dönmek için o kadar istekliyim ki. Kuzenlerim etrafta koşuşurken küçük amcam beni eliyle yanına çağırdı. Adımlarımı hızlandırıp yanına gittim. Ne diyeceğini biliyordum. Zaten sürekli ima ediyordu. Yanına gelince birlikte merdivenlerden alt kata inmeye başladık. "Marcel." dedi. Sonra da burada 4 sene boyunca yaptığımız gibi fransızca konuşmaya başladı. "Aklında ne var biliyorum. Senden ricam, tek başına hareket etmemen." Gözümün ucu ile baktım amcama. Dişlerimin arasından "4 sene geçti." dedim. "Kimse hiçbir şey yapmadı." Amcam "Bir sürü sorun var. İlk olarak birinin yapıp yapmadığını bile bilmiyoruz. Sadece senin öyle düşünüyor olmanla tekrar açılmaz dosya." diye cevapladı. Aileme hala görücü olduğumu söylememiştim. Neden söyleyeyim ki? Aptal güç, bana doğru düzgün kimin ne yaptığını söylemedi bile. Neden var anlamıyorum. Fransa'da saklandığım zamanlar boyunca ailemizin kütüphanesinde bir sürü şey buldum ancak görücü güçlerim bir türlü kendisini tekrar göstermedi. Ailemin yanışını gösterip defoldu gitti! "Denemediniz bile." dedim donuk bir ifade ile. Merdivenlerden aşağıya indiğimizde büyük amcam katıldı bize. Son dediğimi duyduğu için gelip omzuma elini attı. "Marcel hayır." dedi kafasını sallayarak. Daha ne konuştuğumuzu bilmeden böyle girmesi beni kıl etmişti. "Eğer böyle bir tehlike varsa, tek başına araştırma yapman bile dikkat çeker. Şu anda bile İngiltere'ye gitmen konusunda çekincemiz var." Bayık bayık bakarak "Tek değilim." dedim. "Valéria var." İkisi de kafalarını salladılar olumsuz anlamda. Yeterli değildi belli ki. Ben ise, yanımda Valéria olduğu sürece tüm dünyaya kafa tutabileceğimi düşünüyordum.

Ailemi seviyor muydum? Bana bu öğretilmişti. Şu an babamın ve kız kardeşlerimin öcünü almama yardım etmemeleri sinirimi bozuyordu. Küçük amcam seherbazdı ama olay İngiltere sınırları içinde olduğu için inceleme yapamayacağını söylüyordu. Bu yüzden bizim gitmemiz gerekiyordu İngiltere'ye işte. Senelerdir beni salmaları için ne dil dökmüştüm. Artık 19 yaşındaydım ve yetişkindim. Beni ve ikizimi daha çok burada tutmaları alıkoymak olarak adlandırıldığı için izin vermek zorunda kalmışlardı. Bir şey söylememi bekleyen amcalarıma sadece "Söz veremem." dedim. İkisi de bir şey söylemek için ağızlarını açmışlardı ki Allison ve Sebastian'ın odalarından çıkan sesler yükselince kararlarını değiştirdiler. Küçük amcam sadece "Sürekli iletişimde olalım." dedi. Kafamı onaylayan bir şekilde salladım. Zaten hemen sonra halam çıktı odasından ve hızla inmeye başladı yanıma. Halamı seviyordum. Çünkü o da beni seviyordu. Bana doğru gelirken kollarını açtı yana doğru. Tabi ki ben de ona sarılmak için karşılık verdim ve sarıldık. İlk geldiğimde halamdan kısa olduğumu hatırlıyorum. Şimdi ise kadın göğsüme geliyordu.

"Seni çok özleyeceğim hala!" dedim. O da beni özleyeceğini söyledi. Sarılmamızın ardından halam gömleğimin yakasını ve kravatımı düzeltti. Bu sırada da bana kendime ve aklı havada kız kardeşime iyi bakmamı tembihledi. Gülümseyerek kafamı salladım. Valéria'nın halamdan haz etmediğini biliyorum. Bunun nedeni aynı şimdiki gibi kızı ezip durması olabilir. Kızı ezip durmasının sebebi de... Adını anmayı sevmediğim bir kadından gelen o lanetli kanı olmalı. İkizim yanımızdan geçtiğinde halam bizim için bankaya yatırdığı paralardan ve onları faize koymam gerektiğinden bahsediyordu. Konuşmamızı, tüm kapıdaki bavulların üstüne atılan başka bir bavul kesti. Dönüp baktım istemsiz bir şekilde. Halam da hemen "Iy, meymenetsiz." diye başladı konuşmaya. Ben de halam ile aynı şekilde yüzümü buruşturdum. Parfait, küçük amcamın oğluydu ve aşırı ters bir çocuktu. Onu da alıp götürüyor olmaktan nefret ediyordum. Amcam çocuğu sertçe uyardı yaptığı hareket sonucu ama omuz silkip dışarı çıktı çocuk. Onunla her konuştuğumda çıkarıp kafasına bombarda atmamak için zor tutuyorum kendimi. Herkes hazırlandığında büyükannemiz geldi ve Val'e klasik nasiyatlarını vermeye başladı. Kız kardeşim ile göz göze geldik bir anlığına. Sonunda bittiğini düşünmek çok garipti. Sonunda eve dönecektik.

Tüm herkes ile vedalaştıktan sonra "Çok teşekkür ederiz." dedim büyükanneme. Önünde reverans yaptığımda kadın gülümsedi kocaman. "Ah oğlum ah!" dedi. "Tüm bu güzelliğin sana bu kara kaderi getiriyor." Gelip yüzümü iki elinin arasına aldıktan sonra duygusal bir şekilde baktı bana. "Yüzüne kara falan mı sürsen ne yapsan?" Ciddileştim. "Merak etmeyin." dedim. "Artık daha güçlüyüm, kimsenin bir daha bana ve aileme bir kötülük yapmasına izin vermeyeceğim." Kadın tabi ki dediğime karşı "Ah çocuğum deme öyle!" diye cırladıysa da daha fazla ilerletmedi olayı. Ben de İngiltere'ye gitmek için diğerlerinin yanına gittim. Sürekli dönüp Valéria'ya baksam da içimde ailemi bir arada tutmalıyım gibi bir duygu olduğu için herkesin burada olduğunu da kontrol etmek zorunda hissediyordum. Kupaya ilk Parfait dokundu. Allison ve Sebastian birlikte gittiler. Amcam kupaya dokunmadan önce son bir kez Valéria'ya baktım ve kupayı tuttum.

Garip bir çekim ile rahatsız bir dönüş yaşadıktan sonra, 1-2 saniye geçmedi ki kendimi İngiltere'de, eski malikanemizin olduğu yerde buldum. Malikanenin küllerini gördüğümde kalakaldım yerimde sadece. Tüm çocukluğumun geçtiği evimizin yerinde yeller esiyordu. Her yeri yanmıştı. Yutkundum. Yanımda ağlamaya başlayan Allison'a döndüm ve sanki içimde kocaman bir boşluk olmamış gibi "Sorun yok." dedim. "Geçmiş geçmişte kaldı." Tabi yalandı bu. Geçmişi deşecektim. Bunun için kendime söz vermiştim. Ancak ailemin bunu düşünmesini ve üzülmesini istemiyordum. Zaten tam ben cümlelerimi yeni kurmuştum ki Sebastian tekrar bir kriz geçirdi ve Allison'ın kollarına yığıldı. Küçük amcam hala gelmemişken Allison'ın kollarındaki Sebastian'a hamle yaptım. Eskiden Lara da astım krizleri geçirirdi. Sebastian'ın da bu bayılmalarına çokça şahit olmuştum. Allison çocuğa müdahale ederken Sebastian'ın yakasını açtım ve daha rahat nefes alabilmesini sağladım soğukkanlılıkla. Tabi ben Sebastian ile uğraşırken baş belası Parfait çoktan kül olmuş malikaneye doğru yürümüş ve pantalonunun önünü açmıştı bile. Yoksa işeyecek miydi? Sebastian'ı bırakıp gidemeyeceğim için Valéria'ya hemen "Val!" diye seslendim. Sonra da bundan sonra rahatça konuşabileceğimiz gibi ingilizce "Durdur şunu yoksa patlatıcam kafasını!" dedim. İnsanın sonunda anadilini konuşabilmesi kadar güzel bir şey yokmuş.




Daha güzel yazı yazmayı bulunca değiştirecem bunu
Göç Mevsimi Rtehgf
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
https://www.hogwarts-rpg.com/t2214-your-master-marcel
Valéria Éloïse Barthélemy
Sihir Basın & Yayını
Ϟ Rp Beğenileri : 26

Valéria Éloïse Barthélemy
Sihir Basın & Yayını
isteyen arkadan dinleyebilir:
 


Yeterince parlamayan güneş ışığı, kara bulutlar, siyah boş bir arazi. Geriye kalan yalnızlık ve karanlık var sadece. Serin bir hava, iç ürpertici bir esinti, bilinmez bir sis yanında. Gözümün önüne kırmızı yükselen ışık geliyor, başım dönüyor, öksürük sesleri... En parlayan renklerin en sönük hali, karşımızda. Geriye kalan sadece cansız birkaç parça çiçek. Külü bile kalmamış geriye, ailemizden ne varsa hiçliğe karışmış. Bağırış sesleri geliyor kulağıma, sanki hala yankılanmaya devam ediyorlarmış gibi. Sanki burada, hala kurtarılmayı bekliyorlarmış gibi. Yine bu noktaya gelmişiz tam olarak, aynı açıyla izlemişiz kırmızı tonlarıyla sarmalanan evimizi. Marcel’in kolunun altında, onun yüküyle ezildiğimi hissediyorum sanki yine. Ama bu sefer daha güçlü, daha derine, daha gerçek bir şekilde. Sonra Marcel’in sesi. “Val!” Bana bağırdığını duyuyorum, o gün bana bu şekilde bağırışı geliyor aklıma. Farklı bir tonla ama, korkuyla. Yere çöküp ağlamaya başladığımı hatırlıyorum, şimdiki gibi. Çaresizliğimin haykırışı gibi. Bağırdığımı hatırlıyorum, ama bu sefer çok sessizim. Bu sefer saygı duyuyormuş gibiyim anılarına. Sonra Marcel bir daha bağırıyor.

"Durdur şunu yoksa patlatıcam kafasını!"

Gözlerimi kırpıştırarak etrafıma bakındım. Yere çökmüşüm, dizlerim de ellerim de kara çimenlerde. Olduğum yerden etrafımda olan biteni anlamaya çalışırken fark ettim ki Sebastian bayılmış. Ben şokun etkisiyle algılarımı kapamışım bir süreliğine. İkizim neyse ki ilgileniyor onunla, benim de diğer başına buyruk kuzenimizle ilgilenmemi istiyor. Ayağa kalktım, dizlerime baktım. Simsiyah olmuş beyaz pantolonum. Zaten sevdiğimden giymemiştim. Eskiden evimizin bulunduğu noktaya doğru ilerleyen Parfait’ye doğru birkaç adım attım. Çok düşünmeden hareket ediyordum, Marcel’in bana yapmamı söylediği şeye odaklandığımdan kuzenimin oraya niye gittiğini de anlamamıştım bu sırada. “Parf!” diye bağırmaya çalışmıştım ama sesim o kadar boğuk çıkmıştı ki öksürerek boğazımı temizledikten sonra tekrarlamam gerekmişti seslenişimi. “Parf! Lütfen buraya gel, gittiğin taraf...” duraksadım. İşte o anda pantolonunu indirmeye başladığını görmüştüm. Sinirle yükseliyordum ki durdurdum kendimi. Karşımdakiyle nasıl konuşmam gerektiğini öğrenmiştim, düşündüklerimi söylemek hiçbir işe yaramayacaktı ona karşı. Kafasına koyduğunu yapan biri olarak onunla anlaşmayı kendi dilini konuşmakta bulmuştum. “Hey! Bizim için çok değerli orası Parfait, bozuşmayalım senle.” Bahçe kapısının hemen yanındaki posta kutusunu işaret ettim elimle. Kuzenimin olduğu yere kadar gidemediğimden de bağırmak zorunda kalıyordum. “Şu tarafa işeyebilirsin. Hatırım için.” Onun hiçbir şeye zarar vermeyeceğinden emin olduktan sonra tuttuğumu fark etmediğim nefesimi vererek birkaç adım geriledim, ardından diğer kuzenimizle ilgilenen kardeşimin yanına döndüm. Ben gidene kadar küçük amcamız da mekana ulaşmış, yanlarına eklenmişti bile. Büyük amcamızın geldiğini de görünce şaşkınlıkla adımlarımı ondan tarafa çevirdim. “Amca, siz neden geldiniz?” Şu gerekiz saygı sözcükleri, ağız alışkanlığı. Amcam yeğenine endişeyle bakarken bir elini omzuma koymuştu

“Buraya gelmenin kolay olmayacağını biliyorduk, fazladan yardımın gerekeceğini önceden tahmin etmiştik..” dedi amcam Sebastian’ı gözleriyle işaret ederken. Alınmıştım bu dediğine, Marcel ve ben yeterince güçlüydük. Onlar olmadan da kendi evimizi kurabilirdik. Sebastian bizimle alakalı da değildi hem, kendileri yetiştirmişti onu senelerce. Bizim gücümüzle onunki kıyaslanamazdı bile. Biz çok güçlüydük. Bir şey demedim. En kısa sürede bu korkunç manzaradan kurtulmak istiyordum.

Yere çökmüş kardeşimin omzuna elimi koyduğumda bana çevirdi başını, ardından ayağa kalktı. “Daha fazla beklemeye gerek yok.” dedim sabırsızlığımı dile getirerek. Bu mekanın üzerini öylesine güzel bir malikaneyle döşemek istiyordum ki... Marcel herkese yapılması gerekenleri anlatacaktı, önceden gelmiş ve gerekli ayrıntıları öğrenmişti Bakanlık’tan. Bütün kağıt işi bitmişti yani, geriye sadece güç gösterisi yapmak kalmıştı.

“Sebastian bir süre kenarda bekleyebilir Amca.” dedim çitlerden dışarıyı, kaldırımı işaret ederken. Bu sırada orada, posta kutusunda işini halleden Parfait’yi görmüştüm. O tarafa doğru yürümeye başladığımızda, o da pantolonunun fermuarını çekiyordu. “Birazdan Marcel ne yapmamız gerektiğini söyleyecek. Gücümüzü birleştirmemiz gerekiyor bunu başarabilmek için. Yardım edersin herhalde.” dedim kuzenime doğru. Ardından diğerlerine döndüm, endişeyle çitlere bakıyorlardı. Çitlerin dışı, bu arazinin aksine, büyüyle gizlenmiyordu. Bu yüzden kuzenimizi oraya çıkarmak konusunda biraz endişesi vardı babası ve ablasının. “Allison, sen de yanında durabilirsin kardeşinin. Biz hallederiz.” dedim. Onlara arkamı döndüğümde ise derin bir nefes alıp göz devirmiştim. Burada ne kadar önemli bir iş yaptığımızın farkında olmamaları veya daha da kötüsü önemsememeleri sinirimi bozuyordu. Ailemizin anısına, yıllar sonra ilk defa ayak basmışken buraya, küçük bir çocuğun ilgi çekme çabasıyla mı uğraşacaktık?

Marcel'in uyarısıyla, boş arazinin köşesinde yerlerimize geçmeye başladık. Buraya gelmeden önce yaklaşık bir hafta boyunca akşam yemeklerinde ne yapacağımızı konuşmuş, herkesin görevini milyon kere tekrar etmiş ve büyünün pratiğini yapmıştık. Herkes kimin yanında nerede durması gerektiğini, hangi kısımdan sorumlu olduğunu biliyordu. Hiç hep beraber yapmamıştık tabii. Ben girişteydim, Marcel tam karşıma geçecekti. İki amcamız da karşılıklı duracaklardı. Normalde düşündüğümüz gibi Allison ve Sebastian bize yardımcı olamadığından daha fazla yük düşüyordu üzerimize. Onların kısımlarını da halletmemiz gerekiyordu artık, bu yüzden daha ciddileşmişti herkes. Parfait de babasıyla benim aramdaydı. Bir şeyler söylüyordu bana ama ben kopmuştum yine, hiçbir şey duyduğum yoktu. Aklımda artık olmayan evimizdeki anılar dönüp duruyordu. Zoé'nin yüzü geliyordu karşıma ikide bir. Merdivenden yuvarlandığımız ve kahkahalara boğulduğumuz anlar, Lara'nın kıyafetlerini giyip moda defilesi düzenlediğimiz gece... Şimdi hepsinin üzerini kapatacaktık. Acının üstünü örtmek gibi.

Marcel'in talimatıyla asalarımızı kaldırdık aynı anda. Bundan sonra ezbere bilinen sözlerden ibaretti. Ritmik bir şekilde sihirli sözcükleri tekrar ederken asalarımızın ucunu da herkesin büyüsünün buluşması adına ortaya doğrultuyorduk. İlk başta bir şey olmuyor gibiydi, sonra büyük bir rüzgar esmeye başladı. Ortadaki en kara nokta, yavaş yavaş parlamaya başladı. Rüzgar da cank-lılığını kaybetmiş her bir parçayı bir kasırga gibi içine çekiyordu. Işık giderek büyüdü, renklendi, daha büyük bir alanı kaplamaya başladı. Bir süre hiçbir şey olmamış gibiydi. Marcel'e baktım, odaklanmış, ciddi bir şekilde işine devam ediyordu. Amcalarıma baktım, büyüyü tekrarlıyorlardı. İşin ciddiyetindelerdi onlar da. En son Parfait'ye baktım, hala devam ediyordu ama sıkılmış duruyordu. Geri döndüğümde malikanemizin temelleri de atılmaya başlamıştı, yavaş yavaş yükselmeye başladı taştan köşk. Parıl parıldı, aynı hayal ettiğimiz gibi. Tertemiz, siyahın tam zıttı. Güçlü, kırılgan olmayan. Yanık bitki örtüsü de kendini parlak yeşilliklere bırakıyor, çiçekler açmaya başlıyordu yavaş yavaş. Büyü yapmamıza gerek kalmadığında, eğildim ve önümde yeni açmış çiçeklerden birinin taç yapraklarını sevmeye başladım düşünceli bir biçimde. Can getirmiştik tekrar. Bu sefer daha güçlü bir şekilde geri dönmüştük. Bu sefer kimse bize zarar veremeyecekti. Bunu yapanlar bile. Özellikle onlar.

-Son-




Göç Mevsimi Valimza

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Göç Mevsimi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Hogwarts-RPG :: İngiltere :: Barthélemy Malikanesi-